
Yazının sonunda özet video sunulmuştur.
İdeal İnsanda Eril ve Dişil İlkelerin Birliği
Giriş
Bu yazı dizisinin önceki bölümlerinde tek bir büyük Tora-içi yasa kurulmuştu. Bereşit’te yaratılışın kendisi, karışık ve ayrışmamış bir bütünden doğrudan yüksek verime geçmiyordu; önce ayrım kuruluyordu. Işık karanlıktan, üst sular alt sulardan, kuru yer denizden ayrılıyordu. Sonra ancak ürün, sulama ve verim geliyordu. Bereşit 2’de yukarıdan yağmur henüz inmediği halde yerden sis yükseliyor, toprağın yüzü sulanıyor ve yaratıcı çevrim tek yönlü değil, karşılıklı hale geliyordu. Adam ve Hava’da da aynı yasa işliyordu: erkek ve dişi baştan tek “Adam” bütünlüğü içinde bulunuyor, sonra ayrım geliyor, sonra daha yüksek ve bilinçli bir birlik doğuyordu.
Bereşit’in aile tarihinde ortak kök yetmiyor; Avraam–Lot, Yaakov–Esav, Yosef–kardeşler ve Yehuda–Tamar anlatılarında ayrılık sonrası daha ağır bir tanıma ortaya çıkıyordu. Şemot ve Vayikra’da Sinay, Altın Buzağı, Mişkan, nida, tahara ve yeniden yaklaşma aynı yapıyı ulusal ve ritüel ölçekte tekrar ediyordu. Bemidbar ve Devarim’de ise kamp, isyan, nesil değişimi, sürgün ve teşuva, birliğin yalnız kurulacak değil taşınacak bir hakikat olduğunu gösteriyordu.
Şimdi bu büyük yapının insandaki son karşılığına geliyoruz. Çünkü Tora’nın bütün dışsal hareketi, en sonunda insanın kendi içinde gerçekleşmek üzere verilmiştir. İnsanın iç dünyasında da iki kutup vardır. Bunlar popüler psikoloji dilindeki yüzeysel “enerjiler” değil; varlığın temeline ait işlev aileleridir.
Bu altıncı ve son yazının konusu şudur: Tora boyunca dış dünyada işleyen ayrım ve daha yüksek birlik yasası, insanın kendi içinde eril ve dişil ilkelerin bilinçli entegrasyonu olarak tamamlanır. İnsan ancak bu iki kutbu ayırıp sonra doğru biçimde birleştirdiğinde, Tora’nın anlattığı yüksek birlik onun içinde gerçek olur.
Eril ve dişil ilkeler nedir?
Bu kavramları baştan netleştirmek gerekir. Eril ilke, sertlik ya da saldırganlık değildir. Dişil ilke de yumuşaklık ya da edilginlik değildir. Bunlar karakter klişeleri değil, işlev aileleridir.
Eril ilke, yön verme gücüdür. Sınır koyar. Ayırır. Öncelik belirler. Karar verir. Dağılanı toplar. Hareket başlatır. Biçim kurar. Bir şeyi yalnız var olmakta bırakmaz; ona çizgi ve yön verir. Günlük dilde söylenirse, eril ilke “nereye gidiyoruz, neyi seçiyoruz, neyi dışarıda bırakıyoruz, hangi çizgide yürüyoruz?” sorularını cevaplayan taraftır.
Dişil ilke, taşıma ve içselleştirme gücüdür. Alır. Besler. Büyütür. Ayrıntıyı işler. Olanı yaşanabilir hale getirir. İlişkiyi korur. Bir yapının içine hayat, derinlik ve süreklilik kazandırır. Günlük dilde söylenirse, dişil ilke “kurulan şey nasıl taşınacak, nasıl büyüyecek, nasıl yerleşecek, nasıl verimli hale gelecek?” sorularını cevaplayan taraftır.
Zohar’ın erkek–dişi dili ve üst–alt sular öğretisi bu ayrımı doğrudan taşır. Üst sular veren, akan, tohumlayan kutuptur; alt sular alan, taşıyan ve yukarıya çağrı yapan kutuptur. Dişil taraf yalnız pasif alıcı değildir; yerden yükselen sis gibi yukarıdan gelecek akışı çağıran aktif yönelimi taşır. Ramhal da aynı yapıyı daha teknik dille kurar: eril taraf genel formu ve yönlendirici kuvveti verir; dişil taraf ayrıntıyı belirler, taşıma kapasitesini kurar ve verimi somutlaştırır.
Dolayısıyla ideal insanın içindeki eril ve dişil ilkeler, biyolojik cinsiyetlerin psikolojik klişeleri değildir. Bunlar, Tora’nın daha baştan kurduğu veren–alan, ayıran–taşıyan, yön veren–olgunlaştıran, yukarıdan inen–aşağıdan yükselen iki temel işlev ailesinin insanın içinde aldığı biçimlerdir.
Bu ilkeler neden başlangıçta dengesiz ya da ayrık çalışır?
Tora’nın büyük yasası burada da aynen geçerlidir. Nasıl yaratılışta başlangıçtaki karışım yüksek birlik değildiyse, insanın içinde de bu iki ilke baştan mükemmel uyum halinde işlemez. İnsan bunları potansiyel olarak taşır; fakat taşıyor olması, onları doğru ilişkiye soktuğu anlamına gelmez.
Bazı insanlarda eril ilke baskın ve işlenmemiş çalışır. Karar vardır ama derin dinleme yoktur. Sınır vardır ama taşıma yoktur. Güç vardır ama nüans yoktur. Bu durumda kişi yön verir ama yaralar; hareket ettirir ama ilişkiyi öldürür.
Bazı insanlarda ise dişil ilke baskın ve işlenmemiş çalışır. Kabul vardır ama ayıklama yoktur. Taşıma vardır ama yön yoktur. Duyarlılık vardır ama karar yoktur. Bu durumda kişi derinlik taşır ama biçim kuramaz; ilişkiyi korumak ister ama onu yönsüzleştirir.
Başka bir durumda da iki kutup insanda vardır, ama birbirini tanımaz. Kişi bazen gereksiz sertleşir, sonra aniden dağılır. Bazen aşırı kapsayıcı olur, sonra birden keskin kontrol ihtiyacı doğar. Yani içerde iki güç vardır ama bunlar aynı merkezde bilinçli çalışmıyordur. Bu, insanın içindeki arka arkaya / Ahor be-Ahor durumudur. Kutuplar aynı yapının içindedir, ama yüzleri birbirine dönük değildir.
Bu yüzden ideal insan, bu ilkeleri “edinmiş” insan değil; onları ayırt etmiş ve sonra entegrasyona sokmuş insandır. İç ayrım olmadan iç birlik yoktur. Tora’da önce rakia ile sular ayrıldı, sonra verim başladı. İnsanın içinde de önce neyin güç, neyin sertlik; neyin kabul, neyin çözülme; neyin disiplin, neyin korku; neyin şefkat, neyin omurgasızlık olduğunu ayırt etmek gerekir. Bu ayırım yapılmadan yüksek birlik kurulmaz.
İçsel arka arkaya / Ahor be-Ahor ve içsel yüz yüze / Panim be-Panim
Önceki yazılarda kullandığımız ana kavram burada insanın iç dünyasına tam olarak taşınmalıdır. Dış ilişkilerde Ahor be-Ahor, yani arka arkaya durma, bağın var ama açıklığın eksik olduğu durumu anlatıyordu. İnsanın içinde de buna karşılık gelen bir yapı vardır. İçindeki eril ve dişil güçler mevcut olabilir; ama biri ötekini bastırıyor, biri ötekini görmüyor ya da her ikisi aynı merkez içinde iş birliği yapmıyor olabilir. Bu durumda insan, içsel olarak parçalıdır. Dışarıdan başarılı ya da derin görünebilir; ama iç düzeni yekpare değildir.
İçsel Panim be-Panim ise bu iki işlev ailesinin birbirine dönmesi demektir. Karar verme gücü, alıcılık ve derinlikle düşmanlık içinde değil iş birliği içinde çalışmaya başlar. Taşıma ve şefkat, sınır ve yön ile birleşir. İrade, rahimsel kapsayıcılığı ezmeden işler. Kapsayıcılık, yön ve omurgayı eritmeden çalışır. Böylece insan içindeki iki kutbu tek merkezde birbirine baktırır. Bu, içsel panim be-panim’dir.
Böyle bir insan yalnız “çok yönlü” değildir. Çok yönlü olmak ile entegre olmak aynı şey değildir. İdeal insan, içinde çok özellik taşıyan insan değil; içindeki kutupları doğru ilişki içine sokmuş insandır. Dış dünyadaki hakiki birlik de zaten ancak böyle bir iç yapının dışavurumu olarak mümkündür.
İdeal insan neden süreç sonunda oluşur?
Burada Tora’nın bütün seride kurduğu ana hüküm tekrar görünür: yüksek birlik başlangıçta verilmiş değildir; süreç sonunda kazanılır. İdeal insan baştan dengeli doğmuş insan değildir. İdeal insan, içindeki güçleri sınamış, ayrıştırmış, çatışmalarını görmüş, yanlış özdeşliklerini çözmüş ve sonra bunları tek merkezde toplamış insandır.
İnsan önce sertliği güç sanabilir. Kontrolü omurga sanabilir. Her şeyi içine almayı sevgi sanabilir. Kararsızlığı açıklık sanabilir. Aşırı fedakarlığı derinlik sanabilir. Bunların hepsi içsel birlik yokken doğan sahte formüllerdir. Kişi bunları yaşar, sınar, duvara çarpar, acı çeker ve ancak ondan sonra iç ayrımı öğrenir. Bu yüzden olgunluk, masum bütünlük değildir. Olgunluk, iç sürgünlerden ve iç teşuvadan geçmiş birliktir.
Burada Devarim’in içsel karşılığı devreye girer. Dış dünyada halk sürgünle dağılıyordu, sonra teşuva ile geri dönüyordu. İç dünyada da insan önce dağınık ve parçalı yaşayabilir; sonra kendine döner, merkezini kurar ve yeniden toparlanır. Dolayısıyla ideal insan, Tora’nın bütün tarihsel hareketinin insan ruhundaki yankısıdır.
İdeal insanın temel nitelikleri
İdeal insanın nasıl biri olduğunu somutlaştırmak gerekir. Bu insan ne tek kutuplu güç figürüdür ne de tek kutuplu duyarlılık figürüdür. O hem omurga hem dolaşım taşır. Hem yön hem derinlik taşır. Hem karar verir hem dinler. Hem ayırır hem taşır. Hem hareket başlatır hem meyve olgunlaştırır.
Bu yapıyı daha açık görmek için şu tablo yeterlidir:
| Alan | Dengesiz eril biçim | Dengesiz dişil biçim | Birleşmiş ideal biçim |
| Karar | buyurgan, kör, aceleci | erteleyen, belirsiz, çekingen | net, ölçülü, yaşayan karar |
| İlişki | mesafeli, araçsallaştırıcı | sınır eriten, çözülmeye açık | sıcak ama omurgalı ilişki |
| Güç | tahakküm, kontrol | güçten kaçış, edilgenlik | düzenlenmiş kuvvet |
| Şefkat | zayıflık sayar | her şeyi kabul edip ayıklayamaz | taşıyan ama sınır bilen şefkat |
| İç yapı | kuru disiplin | biçimsiz duygusallık | yön ve derinliği birleştiren merkez |
Bu tablo soyut değil, çok pratiktir. Çünkü insanın günlük hayatta neden ya ilişkileri bozduğunu ya da kendini erittiğini, neden bazen çok güçlü ama yaşanılmaz, bazen de çok yumuşak ama yönsüz hale geldiğini açıklar. Sorun, güç ya da şefkat değildir. Sorun, bunların birbirine dönük olmamasıdır.
Evlilikte bu birlik nasıl görünür?
Evlilik, içsel panim be-panim’in dışarıdaki en somut alanlarından biridir. İdeal insan evlilikte yalnız sevgi gösteren ya da yalnız görev taşıyan biri değildir. O, ilişkiye hem çerçeve hem hayat getiren kişidir. Yani hem sınır koyabilir hem dinleyebilir. Hem hakikati söyleyebilir hem o hakikatin ilişkide nasıl taşınacağını bilir.
Dengesiz eril ağırlık evlilikte ne üretir? Kontrol, sabırsızlık, ilişkiyi proje gibi yönetme ve eşin iç dünyasını yeterince duymama.
Dengesiz dişil ağırlık ne üretir? Sınır kaybı, sorunları sürekli erteleme, huzur adına hakikati örtme ve ilişkiyi yönsüz bırakma.
Birleşmiş profil ise bambaşkadır. Böyle biri sorunu görür, ama savaşa çevirmeden konuşur. Eşini duyar, ama kendi merkezini kaybetmez. İlişkiyi sıcak tutar, ama standartları eritmez.
Bu nedenle evlilikte ideal insan ne “sert ama güven veren” klişesiyle ne de “çok anlayışlı ama kendini silen” klişesiyle açıklanabilir. O, hem net hem derin, hem güçlü hem taşıyıcı, hem sınır koyan hem bağ kuran kişidir. Bu, Tora’nın erkek–dişi bütünlüğünün çağdaş ve yaşanabilir görünümüdür.
Liderlikte bu birlik nasıl görünür?
Liderlik alanı bu yapıyı daha da görünür kılar.
Tek kutuplu eril lider hızlı karar verebilir, yön verebilir, kriz anında kuvvet gösterebilir; ama uzun vadede insanları yakabilir, küçültebilir veya yalnız araçlaştırabilir.
Tek kutuplu dişil lider ise kapsayıcı olabilir, güven duygusu verebilir; ama yön vermekte, seçmekte ve zor kararlar almakta zayıf kalabilir.
Birleşmiş liderlik ise yön ile taşımanın birlikte çalıştığı liderliktir. Böyle lider, insanı dinler ama karar vermekten kaçmaz. Karar verir ama kararın insani maliyetini görmezden gelmez. Yalnız sistemi kurmaz; sistemin insan tarafından nasıl taşınacağını da bilir. Yalnız vizyon çizmez; vizyonun hangi ritim, kültür ve ilişki iklimi içinde yaşanabilir hale geleceğini de düşünür.
Bu nedenle yüksek liderlik, yalnız otorite değildir. Yalnız empati de değildir. Yüksek liderlik, Tora’nın birliğe dair öğretisinin kurumsal biçimidir: farkları yok etmeden onları daha yüksek düzende birleştirmek.
Ruhsal gelişimde bu birlik nasıl görünür?
Ruhsal gelişimde de aynı yasa çalışır.
Tek kutuplu eril ruhsal yapı, kendine karşı çok sert, çok yargılayıcı, çok performans merkezli olabilir. Disiplin üretir ama bazen hayatı kurutur.
Tek kutuplu dişil ruhsal yapı ise iç derinlik, sezgi ve kabul taşıyabilir; ama yeterince sınır ve yön yoksa biçimsizliğe, özdeşleşmeye ve duygusal çözülmeye kayabilir.
Birleşmiş ruhsal yapıda kişi kendini disipline eder ama kendine düşman olmaz. Kendi karanlığını görür ama ondan kimlik üretmez. Kendi hatasını kabul eder ama öz-nefretin içine düşmez. İçsel olarak hem yasa hem rahim taşır. Hem kendine yön verir hem kendini taşır.
Ruhsal olgunluk çoğu insanın sandığı gibi yalnız daha çok hissetmek ya da daha çok irade göstermek değildir. Ruhsal olgunluk, içsel eril ve dişil ilkelerin doğru yerleşimidir. Tora’nın bütün dışsal birliğe dair öğretisi, insanın ruhunda burada tamamlanır.
Bozulmuş eril ve bozulmuş dişil biçimler
Modelin değeri, bozulmuş formlar açıkça görülmeden tam anlaşılmaz. Bozulmuş eril ilke kendini çoğu zaman güç, liderlik, doğruluk veya netlik olarak sunar. Fakat özünde korku, kontrol ihtiyacı, ilişki körlüğü ve aşırı yargı vardır. Böyle insan karar alır ama yaşam alanı öldürür. Disiplin kurar ama ruhu dondurur. Sınır koyar ama çoğu zaman duvar örer.
Bozulmuş dişil ilke ise kendini sevgi, kabul, yumuşaklık ya da açıklık olarak sunar. Fakat özünde yönsüzlük, aşırı uyum, sınır kaybı ve ayıklama yapamama vardır. Böyle insan çok şey taşır ama ayırt edemez. Çok şey hisseder ama seçemez. Çok kişiyi kabul eder ama hakikati tutamaz.
Bu yüzden mesele “eril iyi, dişil kötü” ya da tam tersi değildir. Mesele, her iki kutbun da bozulabileceğidir. İdeal insanın değeri, bu iki kutbu karşı karşıya getirmesinde değil; her ikisini de kendi bozulmuş uçlarından kurtarıp aynı merkeze bağlamasında yatar.
Bu altıncı yazının bütün diziyle doğrudan bağlantısı
Şimdi bütün seriyle bu yazının bağı net kurulmalıdır. Üst ve alt suların ayrılması neydi? Farkların kurulmasıydı. Yerden sisin yükselmesi neydi? Aşağıdan gelen dişil yönelimdi. Adam ve Hava neydi? Erkek ve dişi kutbun örtük birlikten bilinçli ilişkiye açılmasıydı. Aile anlatıları neydi? Ortak kökün, çatışma ve tanıma sonrası daha yüksek bağa dönüşmesiydi. Nida neydi? Sürekli yakınlığın ayrılık ve tahara ile daha bilinçli hale getirilmesiydi. Sürgün ve teşuva neydi? Verilmiş bağın kayıp ve dönüş sonrası daha içsel hale gelmesiydi.
İnsanın içindeki eril ve dişil ilkelerin birliği de tam olarak budur. Başlangıçta potansiyel vardır. Sonra ayrım gerekir. Sonra daha yüksek iç birlik doğar. Dolayısıyla ideal insan, Tora’nın bütün kozmik, tarihsel ve ritüel hareketinin mikrokozmosudur. Tora’nın büyük öğretisi, en sonunda insanın içinde doğrulanmak üzere verilmiştir.
Altı Bölümden Oluşan Dizinin Sonucu
Tora’da yüksek birlik başlangıçta verilmiş, saf, doğal ve kendiliğinden bir durum değildir. Yüksek birlik, ayrım, sınır, kırılma, tahara, teşuva ve bilinçli yönelim içinden doğar. Bu yasa yaratılışta, insan yapısında, aile tarihinde, halkta, kamp düzeninde, sürgünde ve dönüşte işlediği gibi, insanın kendi içinde de işler.
Bu nedenle ideal insan, içinde eril ve dişil ilkeleri taşıyan ama onları ham ve dengesiz halde bırakan insan değildir. İdeal insan, bu iki kutbu tanımış, ayırmış, hizalamış ve tek merkezde birleştirmiş insandır. İçinde panim be-panim kurmuş insandır. Yalnız böyle bir insan dış dünyada da hakiki panim be-panim ilişkiler kurabilir.
Tora’nın başındaki suların ayrılması ile sonundaki kalbin dönüşümü aynı büyük düzene aittir. Başlangıçta karışım vardı; sonra ayrım geldi; sonunda daha yüksek birlik doğdu. İnsanın içinde de aynısı olur. Bu yüzden Tora’nın birliğe dair son sözü şudur: hakiki birlik, başlangıca dönmek değil; ayrım ve tikkun sonrası daha yüksek bir merkezde buluşmaktır.
Kutsal Kitabınızı bilin!
Kutsal Kitabınızı bilirseniz, hiç kimse Tanrı’ya olan inancınızı ve O’nunla olan bağlantınızı çalamayacaktır.