KABALAT

Main Menu

  • Nereden Başlamalı?
  • Kabala
  • İlahi Gözetim / Haşgaha
  • Yaratılış Kozmolojisine Giriş
  • Yahudi Değer Sistemleri
  • Tanrı’nın İsimleri
  • Sözlü Tora
  • Mitsvalar (Emirler)
  • Maşiah
  • Teşuva
  • Metin-kıyas ve kronoloji soruları
  • Misyoner İddiaları
  • Yesod Mora
  • Shomer Emunim

logo

  • Nereden Başlamalı?
  • Kabala
  • İlahi Gözetim / Haşgaha
  • Yaratılış Kozmolojisine Giriş
  • Yahudi Değer Sistemleri
  • Tanrı’nın İsimleri
  • Sözlü Tora
  • Mitsvalar (Emirler)
  • Maşiah
  • Teşuva
  • Metin-kıyas ve kronoloji soruları
  • Misyoner İddiaları
  • Yesod Mora
  • Shomer Emunim
Maşiah
Home›Maşiah›Kıyamet/Son Günler Anlayışı – Metinsel Veriye Dayalı Yapısal ve Rasyonel Bir Karşılaştırma

Kıyamet/Son Günler Anlayışı – Metinsel Veriye Dayalı Yapısal ve Rasyonel Bir Karşılaştırma

By Gökhan Duran
2 Şubat 2026
26
0
Share:

Metinler aynı Kıyamet-Son Günler anlayışına sahip değildir

Dinler arası “Son Günler” ya da “kıyamet” tartışmalarında yapılan en temel hata, yüzeydeki kelime benzerliklerinden aynı dünya tasarımının anlatıldığı sonucunu çıkarmaktır. Metinlerde “son”, “yeni gök”, “yeni yer”, “diriliş” gibi ifadelerin geçmesi, aynı şeyi anlattıkları anlamına gelmez. Bu yaklaşım dilbilimsel ve mantıksal açıdan hatalıdır. Çünkü anlamı belirleyen kelimeler değil, kullanılan fiillerdir.

Bir metin geleceği “yerleşmek, üretmek, ekip biçmek, kalıcı olmak” gibi fiillerle anlatmaktadır. Başka bir metin ise “dağılmak, düşmek, erimek, ortadan kalkmak, yerin değiştirilmesi” gibi fiiller kullanmaktadır. Bu iki fiil kümesi çok farklı dünya tasarımını göstermektedir. Birincisi yaşamın sürmesini, ikincisi mevcut düzenin sona ermesini anlatmaktadır.

Tanah’a bakıldığında gelecek sistematik biçimde hayatın devamı şeklinde anlatılmaktadır. Diğer metinlerde ise farklı bir tablo ortaya çıkmaktadır.

Matta 24, 2 Petrus 3, Vahiy 6, 20, 21’de güneş kararmakta, yıldızlar düşmekte, öğeler erimekte ve ilk gök ile yer ortadan kalkmaktadır.

Tekvir, İnfitar, Hakka, Zelzele, Vakıa, İbrahim 14:48’de gök yarılmakta, yıldızlar dağılmakta, denizler kaynamakta, dağlar çözülmekte ve yer başka bir yerle değiştirilmektedir.

Burada anlatılan son, hayatın sürmesi değildir. Açık biçimde mevcut düzenin sona ermesi tasvir edilmektedir. Yani dünya korunmamakta, yerini başka bir düzene bırakmaktadır.

Dolayısıyla üç gelenek farklı gelecek anlayışına sahiptir. Tanah dünyayı koruyarak düzeltmektedir. Diğer iki metin mevcut dünyayı sona erdirmektedir. Bu nedenle üç yaklaşımı “aynı eskatoloji veya kıyamet” başlığı altında toplamak mantıksal bir hatadır.

Metin karşılaştırma

Tanah’ta:

Yeşayahu 2:4’te savaş aletleri sabana ve budama bıçağına dönüştürülmektedir. Bu açıkça tarımın devam ettiğini göstermektedir. Tarım ancak fiziksel dünyanın sürdüğü bir düzende mümkündür.

Yeşayahu 4:2–6’da arınmış Yeruşalayim’de halkın barınması ve korunarak yaşaması anlatılmaktadır. İnsanlar bir yerde yaşamaktadır. Mekan ortadan kalkmaz.

Yeşayahu 11:6–9’da hayvanlar ve insanlar aynı doğa içinde birlikte yaşamaktadır. Doğa yok edilmez, yalnızca şiddet azalmaktadır. Yani doğa korunmakta, davranış değişmektedir.

Yeşayahu 25:6–10’da “bu dağda bütün halklara ziyafet hazırlanacağı” söylenmektedir. Yemek, içmek ve bir araya gelmek bedenli ve maddi bir yaşamı gerektirmektedir. Dünya yok edilmiş olsaydı bu fiiller anlamsız olurdu.

Yeşayahu 30:23–26’da yağmur, tohum, ekin ve hayvan besiciliği anlatılmaktadır. Bu doğrudan tarımsal hayatın sürdüğünü göstermektedir.

Yeşayahu 32:15–18’de verimli tarlalar, güvenli konutlar ve kalıcı bir yaşam düzeni görülmektedir. Yerleşik toplum devam etmektedir.

Yeşayahu 35:1–10’da çöl çiçek açmakta, yollar açılmakta ve insanlar geri dönmektedir. Coğrafya silinmemekte, iyileştirilmektedir.

Yeşayahu 60:21’de halkın toprağı “ebediyen miras alacağı” belirtilmektedir. “Ebediyen kalmak” açık bir süreklilik ifadesidir.

Yeşayahu 61:4’te eski yıkıntılar yeniden inşa edilmektedir. İnşa etmek, mevcut dünyanın tamir edilmesini gerektirir.

Yeşayahu 62:8–9’da insanların ürettiklerini kendilerinin yiyeceği söylenmektedir. Üretim ve mülkiyet devam etmektedir.

Yeşayahu 65:21–23’te ev yapmak, içinde oturmak, bağ dikmek, ürün yemek ve emekle yaşamak fiilleri art arda sıralanmaktadır. Bunların tamamı günlük ve maddi hayatın fiilleridir.

Yeşayahu 66:22’de “yeni gökler ve yeni yer durduğu gibi soyunuz da duracaktır” denmektedir. Ana fiil “durmak”tır. Bu devamlılık anlamına gelir.

Yirmeyahu 23:5–8’de halkın toprakta güven içinde yaşaması anlatılmaktadır. Mekan korunmaktadır.

Yirmeyahu 31:35–36’da güneş, ay ve yıldızların düzeni sürekliliğe örnek gösterilmektedir. Doğa yasaları iptal edilmemekte, tam tersine teminat olarak kullanılmaktadır.

Yirmeyahu 33:10–13’te şehirlerde yeniden insan ve hayvan sesleri duyulmaktadır. Toplumsal ve ekonomik hayat sürmektedir.

Hezekiel 34:25–29’da güvenlik, bolluk ve ürün artışı görülmektedir. Dünya korunmuş durumdadır.

Hezekiel 36’da ekim yapılmakta, nüfus çoğalmakta ve hayat büyümektedir. Devamlılık vardır.

Hezekiel 37’de diriliş anlatısı “sizi kendi toprağınıza yerleştireceğim” cümlesiyle sona ermektedir. Sonuç başka bir aleme geçiş değil, yine bu toprakta yaşamdır.

Hezekiel 40–48’de ayrıntılı Tapınak ve arazi planı verilmektedir. Ölçüler, sınırlar ve mimari detaylar anlatılmaktadır. Bu sembolik bir alan değil, fiziksel bir mekanı zorunlu kılar.

Amos 9:14–15’te şehirler yeniden kurulmakta, bağlar dikilmekte ve halk “artık sökülmemek üzere toprağa dikilmektedir”. Kalıcılık açıktır.

Mika 4:3–4’te herkes kendi asması ve inciri altında oturmaktadır. Bu yerleşik ve güvenli bir hayat demektir.

Mezmurlar 37:9–11 ve 29’da “doğrular toprağı miras alacak ve orada sonsuza dek kalacak” denmektedir. Aynı süreklilik fikri tekrar eder.

Devarim 30:1–10’da sürgünden dönüş ve ülkeye yeniden yerleşim anlatılmaktadır. Kurtuluş tarih içinde ve aynı coğrafyada gerçekleşmektedir.

Bu kadar farklı kitapta ve farklı bağlamda tekrar eden fiiller tek bir sonuca işaret etmektedir: dünya ortadan kalkmaz. Aynı fiziksel dünya kalmakta, fakat daha iyi hale gelmektedir. Tanah’ın dili yok etmeyi değil, düzeltmeyi anlatmaktadır.

Rabbinik literatür de aynı çizgiyi sürdürmektedir:

Talmud Bavli Berakhot 34b’de Mesih günleri ile bu dünya arasında doğa yasaları bakımından fark bulunmadığı söylenmektedir.

Sanhedrin 91b ve 99a’da diriliş yine tarihsel ve dünyevi bağlamda ele alınmaktadır.

MişneTora’da Rambam dünyanın olağan düzeninin devam ettiğini açık hükümle belirtmektedir.

Ramban’ın Şaar HaGemul’unda fiziksel diriliş yine bu dünya çerçevesinde anlatılmaktadır.

Lurianik gelenek, kırılmanın çözümünün yok etmek değil onarmak olduğunu söylemektedir.

Buna karşılık diğer kitaplarda kullanılan fiiller “düşmek, erimek, dağılmak, ortadan kalkmak, yerin değiştirilmesi” gibi doğrudan yok oluş ve yerine başka bir düzenin gelmesini bildirmektedir. Burada kullanılan fiiller korunmayı değil çözülmeyi ve sona ermeyi göstermektedir. Mevcut düzen devam etmemektedir:

Matta 24:29’da “güneş kararır, yıldızlar gökten düşer, göklerin güçleri sarsılır” denir. 2 Petrus 3:10’da “gökler gürültüyle geçer, öğeler ateşle erir, yer ve üzerindeki işler yanar” ifadesi vardır. Aynı bölüm 3:12’de “gökler yanarak çözülür, öğeler ateşle erir” diye tekrarlar. Vahiy 20:11’de “yer ve gök O’nun önünden kaçar ve onlara yer bulunmaz” denir. Vahiy 21:1’de ise hüküm açıktır: “ilk gök ve ilk yer ortadan kalktı.” Buradaki fiiller korunma veya onarım değil, kaldırılma ve yok olma bildirir.

Tekvir 1–2’de “güneş dürülür, yıldızlar düşer”; İnfitar 1–3’te “gök yarılır, yıldızlar saçılır, denizler kaynatılır”; Hakka 13–16’da “yer ve dağlar kaldırılır ve tek bir darbe ile paramparça edilir”; Zelzele 1–2’de “yer sarsılır ve yüklerini dışarı atar”; Vakıa 4–6’da “yer şiddetle sarsılır, dağlar ufalanır ve toz olur”; İbrahim 14:48’de ise en kritik ifade geçer: “Gün gelir, yer başka bir yere, gökler de başka göklere çevrilir. Bütün insanlar kabirlerinden kalkıp tek hakim olan Allah’ın huzuruna çıkarlar.” Bu dil mevcut dünyanın korunmadığını, kaldırıldığını ifade etmektedir. Bu metinlere göre Tanrı dışında her şey yok edilecektir (Kasas, 28/88).

Tanah’ta da “yeni gök”, “yeni yer” ve “yeni antlaşma” gibi ifadeler bulunmaktadır. Bu nedenle Tanah’ın da mevcut düzenin sona ermesini ve bambaşka bir evrenin başlamasını öğrettiği yüzeysel bir bakışla ileri sürülebilir. Özellikle Yirmeyahu 31’deki “yeni antlaşma” ve Yeşayahu 65:17 ile 66:22’deki “yeni gökler ve yeni yer” ifadeleri ilk bakışta kozmik bir sıfırlama izlenimi verebilir.

Ancak öncesi ve sonrası ile okunduğunda tablo nettir. Yeşayahu 65:21–23’te aynı bağlam içinde “ev yaparlar ve içinde otururlar, bağ dikerler ve ürününü yerler” denmektedir; Yeşayahu 66:22’de ise “yeni gökler ve yeni yer durduğu gibi soyunuz ve adınız duracaktır” ifadesi kullanılmaktadır. Buradaki temel fiil “durmak/kalmak”tır; yani süreklilik bildirilmektedir. Aynı bölümde yaşamaya, üretmeye ve yerleşmeye devam eden bir toplum tasviri vardır. Eğer gerçekten bir yok oluş söz konusu olsaydı, ev yapmak, bağ dikmek, ürün yemek gibi maddi fiiller mantıksal olarak anlamsız kalırdı. Bu nedenle “yeni” kelimesi burada “başka bir evren” anlamına değil, “aynı dünyanın yenilenmiş hali” anlamına gelmektedir.

Yirmeyahu 31’deki “yeni antlaşma” da aynı yapıyı takip etmektedir. Metin “başka bir halk” ya da “başka bir dünya” demez; aksine aynı İsrael ile, aynı toprakta ve aynı tarih içinde Tora’nın kalbe yazılacağını söyler. Aynı halkla, aynı toprakta, aynı tarih içinde Tora’nın kalbe yazılması, yani bilincin ve sadakatin yenilenmesi gerçekleşecektir. Değişen varlığın kendisi değil, insanın bilinci, sadakati ve toplumsal düzenin niteliğidir. Dolayısıyla Tanah’taki “yenilik” niteliksel dönüşümdür. Kozmos silinmez; arınır, düzelir. Dünya iptal edilmez; düzeltilir. Bu nedenle Yeşayahu’nun “yeni gök ve yeni yer”i ile Yirmeyahu’nun “yeni antlaşma”sı, kopuşu değil süreklilik içindeki yenilenmeyi ifade etmektedir.

Hristiyan teolojisinde bazı yorumcular “yeni gök ve yeni yer” ifadesini tam bir yok oluş olarak değil, “yenilenmiş yaratım”, yani mevcut dünyanın arındırılması ve dönüştürülmesi şeklinde açıklamaya çalışmaktadır. Yüzeysel bir bakışla bu yorum Tanah’taki süreklilik diliyle benzer görünmektedir.

Ancak literal metin bu yorumu desteklememektedir. Hristiyan incili’nde kullanılan fiiller yalnızca “yenilemek” veya “düzeltmek” değildir. Göksel cisimlerin düşmesi, elementlerin erimesi ve yanarak çözülmesi, yer ile göğün “kaçması”, “ilk gök ile ilk yerin ortadan kalkması” açıkça iptal ve yok oluş fiilleridir. Bu fiiller korumayı değil, mevcut düzenin sona ermesini anlatmaktadır. Eğer amaç yalnızca yenileme olsaydı “yakılma”, “erime”, “ortadan kalkma” ve “kaçma” gibi çözülme, yok etme fiillerine gerek kalmazdı. Kullanılan dil, onarımı değil açıkça tasfiyeyi göstermektedir.

Bu nedenle “yenilenmiş yaratım” yorumu metnin literal fiil diliyle uyumlu değildir; teolojik bir yumuşatma, kılıfına uydurma yorumudur. Metnin kendi anlam sürekliliği varlığın sürekliliğini değil kopuş üretmektedir. Tanah’ta ise tam tersine “ev yapmak, bağ dikmek, yerleşmek, kalmak” gibi kimliği koruyan ve aynı dünyada devamı zorunlu kılan fiiller kullanılmaktadır. İki anlatım yapısal olarak farklıdır.

Dolayısıyla en güçlü itiraz dahi literal metin testini geçmemektedir. Sorun yorumda değil, doğrudan fiillerin kendisindedir

Metinler karşılaştırıldığında temel sorun, kelime benzerliğinden doğmaktadır. Diğer metinler, Tanah’ta geçen birçok ana terimi aynen kullanmaktadır: “yeni gök”, “yeni yer”, “yeni dönem”, “antlaşma”, “diriliş”, “hesap günü”, “krallık”, “kurtuluş” gibi ifadeler üç gelenekte de bulunmaktadır. Yüzeysel bakıldığında aynı kelimeler kullanıldığı için aynı öğretinin anlatıldığı sanılmaktadır. Ancak bu, dilbilimsel ve düşünsel açıdan ciddi bir hatadır. Çünkü bir kavramın anlamını belirleyen şey kelimenin kendisi değil, metin içindeki bağlamı ve ona eşlik eden fiillerdir. Aynı terimin kullanılması ancak o terime bambaşka anlamlar yüklenmesi, bu sitede defalarca kez anlatıldığı üzere, çok sayıda örneğe sahiptir.
Sonuç olarak burada ortak bir dil değil, ortak kelimelerle ifade edilen farklı varlık tasarımları bulunmaktadır. Tanah’taki kavramlar süreklilik ve dönüşüm anlamı taşırken, diğer iki gelenekte aynı kavramlar kopuş ve iptal anlamı kazanmaktadır. Bu nedenle yalnızca terim benzerliğine bakarak “aynı Kıyamet/Son Günler/eskatoloji anlatılıyor” demek metodolojik olarak yanlıştır. Aynı sözcükler farklı bağlamlarda bambaşka gerçeklikleri işaret etmektedir.

Bilimsel uyumluluk ve doğa yasalarıyla paralellik

Modern bilim tek bir temel tablo göstermektedir. Evren “iptal edilmekte, sıfırlanmakta ve yeniden başlatılmakta” değildir. Süreç “süreklilik, dönüşüm ve yeniden düzenlenme” biçiminde ilerlemektedir.

Kozmoloji bu durumu açık biçimde göstermektedir. Yıldızlar doğmakta, yakıtlarını tüketmekte, çökmekte ya da patlamakta ve maddelerini yeni yıldızlara ve gezegenlere aktarmaktadır. Süpernova bile bir yok oluş anlamına gelmemektedir. Madde korunmaktadır, enerji korunmaktadır, yalnızca yapı değişmektedir. Evren kendi geçmişini silmemekte, onu dönüştürmektedir. Tüm kozmosun sıfırlandığı ve baştan kurulduğu gözlenmiş bir fiziksel süreç bulunmamaktadır.

Doğada “her şeyi yok edip baştan başlatma” mantığı gözlenmez.

Termodinamik bu tabloyu yasa düzeyinde sabitlemektedir. Enerji korunmaktadır. Yoktan var edilmemekte, var olan da yok edilmemektedir. Doğa yasaları  varlık düzeyinde sıfırlamaya izin vermez. Dönüşüm vardır, iptal yoktur.

Bu bilimsel tablo ile metinsel tasvirler yan yana konulduğunda fark netleşmektedir.

Doğa yasaları süreklilik üretmektedir. Tanah’ın sunduğu gelecek tasarımı süreklilik üretmektedir. Diğer model ise ani kopuş ve toplu iptal gerektirmektedir. Fiziksel gerçeklik ile paralellik yalnızca süreklilik anlayışında görülmektedir.

Ahlaki sonuç analizi

Bir gelecek tasarımı yalnızca yarına dair bir haber vermemektedir. Aynı zamanda bugünkü davranışı belirlemektedir. İnsan neyi gerçek ve kalıcı kabul ediyorsa, emeğini oraya yatırmaktadır. Dünya geçici görülüyorsa çaba hafiflemektedir. Dünya kalıcı ve onarılabilir görülüyorsa sorumluluk ağırlaşmaktadır. Bu nedenle farklı Kıyamet-Son Günler inancı fiilen farklı bir ahlak kuramı üretmektedir.

Temel soru basit görünmektedir: Hangi model insan eylemini gerçekten anlamlı kılmaktadır ve hangisi “nasıl olsa dünya bitecek” düşüncesine kapı aralamaktadır?

Tanah  ayetleri ortak bir ilke üretmektedir: dünya gerçektir, kalıcıdır ve insana emanet edilmiştir; bu nedenle insanın yaptığı her eylem gerçek sonuç doğurmaktadır. Eğer dünya birazdan kapanacak bir sahne olsaydı, bu emirlerin tamamı anlamsız kalmaktadır.

Bu anlayış rabbinik literatürde de devam etmektedir:

Talmud Bavli Şabat 31a’da dünyayı kurmak ve düzenlemek insanın görevi olarak sunulmaktadır. Pirkei Avot 2:16’da “işi bitirmek zorunda değilsin ama ondan çekilmekte özgür değilsin” denmektedir; sorumluluk devredilemez kabul edilmektedir. Aynı metnin 1:14 bölümü bireysel ve toplumsal yükümlülüğü birlikte sabitlemektedir. Mişne Tora içinde Rambam, mitsvaların amacını somut toplumsal düzen ve adalet olarak tanımlamaktadır. Mitsva sembolik bir jest değildir; gerçekliği fiilen değiştiren bir eylemdir. Eğer mitsva dünyayı etkiliyorsa, dünya da kalıcı ve ciddi olmak zorundadır.

Kabalistik yazın sorumluluğu daha da ağırlaştırmaktadır. Kırılma sonrası Tikkun’u yalnızca göksel bir müdahale olarak değil, insan eylemine bağlı bir onarım süreci olarak açıklamaktadır. Onarım mitsvalar aracılığıyla gerçekleşmektedir. Her davranış kozmik etki üretmektedir. İnsan pasif bir seyirci değildir, aktif bir onarıcıdır. Tarih gerçek bir tamir alanı olarak görülmektedir. Bu bakış açısında “beklemek” değil “düzeltmek” esastır.

Karşı modele bakıldığında bambaşka bir tablo görülmektedir. Dünyanın yanarak yok olacağı, gök ile yerin ortadan kalkacağı ve ardından bambaşka bir düzenin başlayacağı anlatılmaktadır. Yıldızların dağılması, göğün yarılması, yerin değiştirilmesi ve tarihin kapanması tasvir edilmektedir. Yani dünya tamir edilmemekte, doğrudan kaldırılmaktadır. Mevcut sahne sökülmekte ve yerine yeni bir sahne kurulmaktadır. Hesap ve adalet bu dünyanın içinde değil, başka bir düzlemde gerçekleşmektedir.

Bu bakış açısında dünya kalıcı bir emanet olarak görülmemektedir. Daha çok geçici bir bekleme alanı gibi durmaktadır. “Zaten birazdan bitecek bir yer” gibi düşünülmektedir. Böyle olunca da uzun vadeli onarım, nesiller boyunca sürecek toplumsal inşa ve tarihsel sorumluluk doğal olarak ikinci plana düşmektedir. İnsan, dünyayı kalıcı biçimde düzeltmeye odaklanmak yerine, yaklaşan sona hazırlanmaya ve öteki hayata yönelmeye çağrılmaktadır. Bu durumda bu dünyadaki çabanın değeri ister istemez zayıflamaktadır.

Ayrım bu yüzden çok nettir. Bir yaklaşım “dünya kalıcıdır, burada yaptığın her şey gerçek ve kalıcı sonuç doğurmaktadır” demektedir. Diğeri “dünya geçicidir, zaten kaldırılacaktır; asıl hesap başka yerde görülecektir” demektedir. İlkinde sorumluluk artmaktadır, çünkü dünya ciddiye alınmaktadır. İkincisinde ise dünya ikincilleşmektedir ve erteleme eğilimi güçlenmektedir. Fark yalnızca kelimelerde değil, insanın dünyaya bakışında ve davranışında ortaya çıkmaktadır.

Sonuç açıktır. İnsan eylemini değersizleştirmeyen, dünyayı geçici dekor saymayan ve kurtuluşu tarih dışına taşımayan model etik bakımdan daha güçlüdür. Tanah geleneğinin süreklilik temelli yaklaşımı tam olarak bunu yapmaktadır: kurtuluş bekleyiş değildir, inşa etmektir, kaçış değildir, düzeltmedir, sorumluluk ertelenmez, şimdi ve burada yerine getirilir.

Sonuç ve zorunlu hüküm

Tanah metinlerinde gelecek sürekli olarak dünyevi hayatın devamı şeklinde anlatılmaktadır.

Tanah modeli = aynı fiziksel dünya + niteliksel dönüşüm + tarihsel sürekliliktir.

Ev yapılmaktadır, bağ dikilmektedir, ürün yenmektedir, şehirler kurulmaktadır, halk toprağa yerleşmekte ve orada kalmaktadır. Güneş ve ay düzeni sürekliliğe örnek gösterilmektedir. Bu fiiller tek bir varsayımı gerektirmektedir: fiziksel dünya ortadan kalkmamaktadır. Gelecek yok oluş değil, düzelmedir.

Diğer metinlerinde ise göklerin dağılması, yıldızların düşmesi, elementlerin erimesi, denizlerin kaynaması ve yer ile göğün ortadan kalkması anlatılmaktadır. Göksel düzenin çözülmesi ve yerin değiştirilmesi tasvir edilmektedir. Bu anlatımlar dünyayı korumayı değil kaldırmayı ifade etmektedir. Mevcut düzen sürmemekte, kesilmektedir ve yerine başka bir düzen kurulmaktadır. Burada  iki ayrı dünya tasarımı bulunmaktadır: biri devamlılık, diğeri kesilme ve kopuş üretmektedir.

Bilimsel gerçeklik ve etik sonuçlar açısından ayrım açık görünmektedir: Dünya kalıcı kabul edildiğinde insanın yaptığı her iş gerçek değer kazanmaktadır. Her mitsva etkili sayılmaktadır. Sorumluluk ertelenmemektedir. İnsan dünyayı düzeltmekle yükümlü görülmektedir. Dünya geçici kabul edildiğinde ise nihai anlam başka bir düzleme taşınmaktadır ve dünyevi onarım ikinci plana düşebilmektedir. İlk yaklaşım insanı aktif ve kurucu kılmaktadır; ikinci yaklaşım bekleyiş üretmektedir. Sorumluluğu artıran model etik açıdan daha güçlüdür. Dünyanın devam edip düzelmesini temel alan model, mantık ve gerçeklik testlerinden geçen tek modeldir.

Kutsal Kitabınızı bilin!

Kutsal Kitabınızı bilirseniz, hiç kimse Tanrı’ya olan inancınızı ve O’nunla olan bağlantınızı çalamaz.

0
Shares
  • 0
  • +
0
logo

Hakkımda

Gökhan Duran

Mesih Çağı:

  • Video
  • Kitap
© Copyright kabalat.com Tüm Hakları Saklıdır.