Tanrı ile Antlaşma — Rabbi David Fohrman

LECH LECHA
Tanrı ile Antlaşma
זֹאת בְּרִיתִי אֲשֶׁר תִּשְׁמְרוּ בֵּינִי וּבֵינֵיכֶם וּבֵין זַרְעֲךָ אַחֲרֶיךָ הִמּוֹל לָכֶם כָּל־זָכָר׃
“Aramda, seninle ve senden sonraki soyun arasında koruyacağınız antlaşmam budur: Aranızdaki her erkek sünnet edilecektir.” Bereşit 17:10
Size küçük bir bilgi sorusu: Aklınıza gelen en eski Tora yorumcusu kim? Geçmiş kuşakların saygın bilginleri tarafından yazılmış pek çok Tora yorumu vardır: Raşi, İbn Ezra, Ramban, Sforno… Bunlardan yüzlerce yıl önce Saadya Gaon, ondan da önce eski Midraş’ın Bilgeleri vardı. Peki bildiğimiz en eski Tora yorumu hangisidir?
Size bunun Tora’nın kendisi olduğunu söylesem?
İlk bakışta biraz tuhaf gelebilir: Bir eser kendi kendisini nasıl yorumlayabilir? Fakat şaşırtıcı biçimde, Tora’nın metni tam da bunu yaptığını gösterir. Tora kendi metninin içine yorum katmanları yerleştirir ve kendi anlatısının içinde, anlatıyı açıklayan başka bir yapı kurar. Bu yapının nasıl okunacağını bilirsek, yorum metnin içinden görünür hâle gelir.1
Sizinle, Tora’nın böyle bir yorum oluşturmak için kullandığı belirli bir yöntemi ele almak istiyorum. Bilgelerimizin dilinde buna bir Atbaş örüntüsü2 denebilir; modern edebiyat incelemesinde aynı ayna yapısı kiasm olarak adlandırılır.
1 Hazal, yani eski Bilgeler, Tora’daki bir ayet veya pasajın başka bir ayet ya da pasaj için yorum işlevi görebilmesine hem ihtiyaç bulunduğunun hem de bunun mümkün olduğunun son derece farkındaydı. Örneğin Rabbi Eliezer ben Rabbi Yose HaGelili’nin Otuz İki Midot Beraitası, Talmud ve Midraş’ta kullanılan çeşitli yorum yöntemlerini geniş biçimde sıralar; orada anlatılan araçların birçoğu özünde Kutsal Yazı pasajları arasındaki çeşitli etkileşim biçimlerinin örnekleridir. Bilgeler halahik yorum yöntemlerini daha açık biçimde ifade etmiş olsalar da, halahik olmayan deraş için de buna paralel bir yöntem kullandıkları görülür. Bkz. Sifrei, Devarim 16:5–8. Bugünün okuyucularına düşen, bu yöntemin unsurlarını elimizden geldiğince fark etmeye çalışmaktır.
2 Bir metni Atbaş yöntemiyle okumak, İbrani alfabesindeki harfleri birbiriyle ilişkilendiren yarı mistik bir sisteme dayanır. Bu sistemde alfabenin ilk harfi alef, son harf tav ile; ikinci harf bet, sondan ikinci harf şin ile ilişkilendirilir. Paralel çiftler merkez noktasına ulaşıncaya kadar böyle devam eder. Atbaş (אתב״ש) adı da bu eşleşmelerden gelir: alef–tav, bet–şin.
א ב ג ד ה ו ז ח ט י כ ל מ נ ס ע פ צ ק ר ש ת
Örneğin bkz. Şabat 104a; burada Atbaş, homiletik bir şiirin yapısını kurmak için kullanılır.
Bir Atbaş örüntüsünde, yani bir kiasmda, metnin ilk unsuru son unsurunun bir tür aynasıdır; ikinci unsur sondan ikinciyi, üçüncü unsur sondan üçüncüyü yansıtır ve bu böyle devam eder. Bir kiasmı görsel olarak göstermek isteseydiniz, şeması kabaca şöyle olurdu:
Örüntü katman katman kurulur ve bütün paralellikler, bir biçimde metnin “çekirdeğinde” bulunan merkezi bir unsura doğru birleşir.
Tora’yı inceledikçe kiasmların her yerde bulunduğunu ve çok farklı biçim ve büyüklüklerde karşımıza çıktığını görürsünüz. Bazen yalnız birkaç ayetten, hatta tek bir ayetten oluşurlar;3 bazen de birden fazla bölüme yayılırlar. Bazen unsur çiftleri benzer sözcüklerle, bazen benzer fikir veya temalarla birbirine bağlanır. Kiasm içindeki bir çiftte kimi zaman iki unsur birbirini yankılar; kimi zaman da birbirinin tersidir. Her durumda, kiasmdaki çeşitli çiftler bir şekilde birbirleriyle konuşur. Sonuç şu: Tora’da bir pasaj okurken bazı unsurların tekrarlı göründüğünü fark ederseniz, bir kiasmla karşılaşmış olmanız oldukça mümkündür.
Ağırlık Merkezleri
“Peki,” dediğinizi duyar gibiyim, “Tora neden metninin içine böylesine karmaşık yapılar yerleştirsin? Zarif veya simetrik görünmek dışında bir kiasm ne işe yarar?”
Tora, Atbaş yapılarından neden yararlandığını açıkça söylemez. Fakat benim önerim şu: Tora çoğu zaman kiasmı bir yorum aracı olarak, okuyucunun metindeki anlam katmanlarını ayırt etmesine yardım etmek için kullanır. Neden böyle zahmetli bir yapı kursun? Çünkü Tora, “minimalist” diyebileceğimiz bir metindir: Mesajını mümkün olduğunca az sözle, süslü sıfat ve zarflara çok az başvurarak iletmeye çalışır. Buna rağmen anlam bakımından olağanüstü zengindir.4 Bu kadar az sözle nasıl bu kadar çok şey söylenebilir? Bunun yollarından biri kiasmdır. Kiasm, çok az kelimeyle çok büyük miktarda bilgi aktarabilen son derece verimli bir yapıdır. Bir kiasmdaki her çiftin unsurları birbirine ilginç ve şaşırtıcı biçimlerde ışık tutabilir. Belki de en çarpıcı olanı şudur: Kiasm sizi belirli bir metnin “merkezine” yöneltebilir.
Ne demek istediğimi görmek için yukarıdaki şemaya yeniden bakın. Kiasm, farklı çiftlerin merkezi bir unsura doğru birleştiği bir ok gibidir. Bu orta unsuru metnin ağırlık merkezi olarak düşünebiliriz. Sanki Tora belirli bir kelimenin, ayetin veya metin bölümünün çevresine bir hedef işareti çiziyor ve şöyle diyordur: “Buraya bak! Gerçek merkez burası; her şey bunun çevresinde dönüyor.”
Bütün Bunlar Metinde Nasıl Görünür?
Bu Atbaş yapılarından biri tam burada, Lech Lecha peraşasında, Tanrı Avraam’la sünnet antlaşması, yani berit mila hakkında konuşurken karşımıza çıkıyor. İlgili metin aşağıdadır. İsterseniz birkaç dakika ayırıp baştan sona okuyun. Bu pasajda birçok konu ele alınır: antlaşmalar, isim değişiklikleri, çok sayıda çocuğa sahip olma… Okurken bütün bunların biraz tekrarlı geldiğini fark edebilirsiniz. İşte bu, bir kiasmla karşı karşıya olduğunuzun ilk işaretidir.
Okurken çeşitli unsur çiftlerini bulmaya çalışın. İsterseniz renkli kalemler çıkarıp bulduğunuz çiftleri işaretleyin: bir çifte sarı, diğerine yeşil… Nasıl yapıldığını biliyorsunuz. Evet, kitabın üzerine çizmiş olacaksınız; anne babanız size bunu yapmamanızı söylemiş olabilir. Ama bu iyi türden bir boyama. Fazla kaygılanmayın. Bir sonraki bölümde notlarımızı karşılaştıracağız.
3 Örneğin Noah peraşasında tek ayetlik bir kiasm vardır:
שֹׁפֵךְ דַּם הָאָדָם בָּאָדָם דָּמוֹ יִשָּׁפֵךְ
“İnsanın kanını dökenin kanı, insan eliyle dökülecektir.” Bereşit 9:6
4 Bilgelerimiz Tora’nın söz bakımından ne kadar tutumlu olduğunu fark etmiş ve bu nedenle Tora’daki her ayrıntıya, hatta tek bir harfe kadar büyük değer vermişlerdir. Bkz. Menahot 29b; Talmud Yeruşalmi, Roş Aşana 3:5.
Berit Mila Pasajı — Bereşit 17:1–17
1 Avram doksan dokuz yaşındayken A-Şem Avram’a göründü ve ona şöyle dedi: “Ben El Şadday’ım. Önümde yürü ve tam ol.
2 Benimle senin aranda antlaşmamı kuracağım ve seni son derece çoğaltacağım.”
3 Avram yüzüstü kapandı. Tanrı onunla konuşarak şöyle dedi:
4 “Bana gelince: İşte, antlaşmam seninledir ve sen çok sayıda ulusun babası olacaksın.
5 Artık adın Avram diye çağrılmayacak; adın Avraam olacak. Çünkü seni çok sayıda ulusun babası yaptım.
6 Seni son derece verimli kılacağım; senden uluslar meydana getireceğim ve senden krallar çıkacak.
7 Benimle senin ve senden sonraki soyunun arasında, kuşakları boyunca sürecek ebedi bir antlaşma olarak antlaşmamı kuracağım: Senin ve senden sonraki soyunun Tanrısı olacağım.
8 Sana ve senden sonraki soyuna, yabancı olarak yaşadığın ülkeyi, bütün Kenaan ülkesini ebedi bir mülk olarak vereceğim; onların Tanrısı olacağım.”
9 Tanrı Avraam’a şöyle dedi: “Sana gelince, sen ve senden sonraki soyun kuşakları boyunca antlaşmamı koruyacaksınız.
10 Aramda, sizinle ve senden sonraki soyun arasında koruyacağınız antlaşmam budur: Aranızdaki her erkek sünnet edilecektir.
11 Sünnet derinizin etinden sünnet edileceksiniz; bu, Benimle sizin aranızdaki antlaşmanın işareti olacaktır.
12 Kuşaklarınız boyunca aranızdaki her erkek, sekiz günlük olduğunda sünnet edilecektir: Evde doğmuş olan da, soyundan olmayan herhangi bir yabancıdan parayla satın alınmış olan da.
13 Evinde doğmuş olan da, paranla satın alınmış olan da mutlaka sünnet edilecektir. Antlaşmam etinizde ebedi bir antlaşma olacaktır.
14 Sünnet derisinin etinden sünnet edilmemiş olan sünnetsiz erkek halkından koparılacaktır; o, antlaşmamı bozmuştur.”
15 Tanrı Avraam’a şöyle dedi: “Karın Saray’a gelince, artık onun adını Saray diye çağırmayacaksın; adı Sara olacaktır.
16 Onu bereketleyeceğim; ayrıca sana ondan bir oğul vereceğim. Onu bereketleyeceğim ve ulusların annesi olacak; halkların kralları ondan çıkacak.”
17 Bunun üzerine Avraam yüzüstü kapandı ve güldü. İçinden, “Yüz yaşındaki birinden çocuk doğar mı? Doksan yaşındaki Sara doğurur mu?” dedi.
İlk Çift
Peki, belki bu çiftlerden bazılarını aramak için biraz zaman ayırdınız. Şimdi metne birlikte bakalım.
Pasajın hemen başında, sünnet antlaşmasının girişinde, metin Avram’ın5 oldukça yaşlı olduğunu söyler. Tam yaşını da verir: doksan dokuz yaşındadır. Bu antlaşma ona verilir; Tanrı’nın “önünde yürümesi” söylenir ve yine de biyolojik çocukları olacağı bildirilir. Şimdi pasajın sonuna bakın. Bu fikirlerden herhangi birine karşılık gelen bir şey görüyor musunuz? İpucu: Avram’ın yaşını belirten başka bir yıl işareti var mı?
Gerçekten de böyle bir işaret buluyoruz; hem de pasajın tam sonunda. Avraam Tanrı’dan Sara’nın kendisinden biyolojik bir çocuk doğuracağını duyar ve gülerek kendi kendine şöyle der: “Yüz yaşındaki birinden çocuk doğar mı?”
5 Tanrı’yla yapılan bu konuşmanın ilerleyen bölümünde kısa süre sonra “Avraam” olacaktır; fakat şu anda onu hâlâ “Avram” olarak tanıyoruz.
İşte ilk çiftimiz: Pasajın başında Tanrı, doksan dokuz yaşındaki Avram’a bir vaat verir — “Önümde yürü” ve çok sayıda çocuğun olacak —; pasajın sonunda ise Avraam, “yüz yaşında” oluşunu düşünerek bu vaadin nasıl gerçekleşebileceğine şaşırır.6
Kiasmın diliyle söylersek, artık ilk unsur çiftimizi, yani A çiftini bulmuş olabiliriz. Fakat belki de henüz bulmadık. Karşımızdaki şey tam gelişmiş bir Atbaş örüntüsünün başlangıcı değil, yalnızca tek başına duran bir paralellik olabilir. Daha büyük bir yapı bulunup bulunmadığını görmek için okumaya devam etmemiz gerekir. İkinci bir çift var mı?
Yüzüstü Kapanmak
Metnin baş tarafında, Avraam’ın doksan dokuz yaşında olduğu belirtildikten hemen sonra ne olur?
Bereşit 17:1–3
1 Avram doksan dokuz yaşındayken A-Şem Avram’a göründü ve ona, “Ben El Şadday’ım; önümde yürü ve tam ol.
2 Benimle senin aranda antlaşmamı kuracağım ve seni son derece çoğaltacağım” dedi.
3 Avram yüzüstü kapandı ve Tanrı onunla konuştu…
Şaşırtıcı biçimde, pasajın son tarafında tam olarak aynı şey yeniden olur. Üstelik bu, Avraam’ın yüz yaşında oluşuna yapılan göndermeden hemen önce gerçekleşir:
Bereşit 17:17
17 Avraam yüzüstü kapandı, güldü ve içinden şöyle dedi: “Yüz yaşındaki birinden çocuk doğar mı? Doksan yaşındaki Sara doğurur mu?”
Demek ki ilk çiftin tam “içinde” ikinci bir çift bulduk:
Devam edelim ve başka çiftler bulup bulamayacağımıza bakalım.
6 Sonda, başlangıçtakine göre daha yuvarlak bir sayı vardır. Metin önce Avram’ın 99 yaşında olduğunu söyler; sonda ise Avraam kendisini fiilen 100 yaşında biri olarak tanımlar.
Her Büyük Erkeğin Arkasında…
Üçüncü bir çift bulmak için, daha önce keşfettiğimiz çiftlerin sınırladığı alanın “içine” bakarız. Başka bir deyişle, kiasmın “üst” tarafında A₁ ve B₁ unsurlarından sonra gelen şeye; “alt” tarafında ise B₂ ve A₂ unsurlarından hemen önce gelen şeye bakarız. Başka bir çift varsa onu burada bulmamız gerekir.
“Üst” taraftan başlayalım. A₁ ve B₁ unsurlarından hemen sonra şu gelir:
Bereşit 17:4
“Bana gelince: İşte, antlaşmam seninledir ve sen çok sayıda ulusun babası olacaksın.”
Tanrı Avram’a birçok ulusun babası olacağını vaat eder. Şimdi bir an durup bunu düşünün: Tora’da benzer bir fikirle başka nerede karşılaşırız? Birçok ulusun ebeveyni diye anılan başka biri var mı?
Var. Bu tanıma uyan biri vardır ve o kişi…
Sara’dır. Üstelik yeni oluşmaya başlayan bu kiasmın tam da böyle bir unvan almasını beklettiği yerde, yani kiasmın “alt” yarısındaki B₂ unsurundan hemen önce bu şekilde adlandırılır:
Bereşit 17:16
“Onu bereketleyeceğim; ayrıca sana ondan bir oğul vereceğim. Onu bereketleyeceğim ve ulusların annesi olacak; halkların kralları ondan çıkacak.”
Bu iki unsur elbette bir çifttir: Birinin bir biçimi kiasmın “üstünde”, diğerinin bir biçimi “altında” yer alır.
Şimdi yapımız şöyle görünür:
Metindeki eşleşmeyi bir kez daha yan yana görelim:
Bereşit 17:1–4
1 Avram doksan dokuz yaşındayken A-Şem Avram’a göründü ve ona, “Ben El Şadday’ım; önümde yürü ve tam ol.
2 Benimle senin aranda antlaşmamı kuracağım ve seni son derece çoğaltacağım” dedi.
3 Avram yüzüstü kapandı ve Tanrı onunla konuşarak şöyle dedi:
4 “Bana gelince: İşte, antlaşmam seninledir ve sen çok sayıda ulusun babası olacaksın.”
Bereşit 17:16–17
16 “Onu bereketleyeceğim; ayrıca sana ondan bir oğul vereceğim. Onu bereketleyeceğim ve ulusların annesi olacak; halkların kralları ondan çıkacak.”
17 Avraam yüzüstü kapandı, güldü ve içinden şöyle dedi: “Yüz yaşındaki birinden çocuk doğar mı? Doksan yaşındaki Sara doğurur mu?”
Bir İsimde Ne Var?
Artık C unsurunu bulduğumuza göre, bir sonraki çifti nerede bulmayı bekleyeceğimizi biliyoruz. Bu çift, A₁, B₁ ve C₁’den hemen sonra; C₂, B₂ ve A₂’den hemen önce gelmelidir. Şimdi o noktalara bakalım.
Beriti anlatan metnin üst yarısında, A₁, B₁ ve C₁ unsurlarından hemen sonra bir isim değişikliği vardır:
Bereşit 17:5
“Artık adın Avram diye çağrılmayacak; adın Avraam olacak. Çünkü seni çok sayıda ulusun babası yaptım.”
Ve işte, beriti anlatan metnin alt yarısında, C₂, B₂ ve A₂ unsurlarından hemen önce yine bir isim değişikliği vardır:
Bereşit 17:15
Tanrı Avraam’a şöyle dedi: “Karın Saray’a gelince, artık onun adını Saray diye çağırmayacaksın; adı Sara olacaktır.”
Avram’ın yeni adı, onun “çok sayıda ulusun babası” olarak yeni statüsünü yansıtır. Kiasm, Saray’ın yeni adının da benzer bir fikri ifade ettiğini düşündürüyor. İbranicede eski adı Saray (שָׂרַי), “benim prensesim” anlamına gelir. Yeni adı Sara (שָׂרָה) ise iyelik bildiren “benim” unsurunu taşımadan yalnızca “prenses” demektir. Sanki Tanrı Avraam’a şöyle diyordur: O artık yalnız senin prensesin değil; insanlığa aittir. O dünyanın prensesidir.
İlgili metin parçalarını yeniden görelim:
Bereşit 17:1–5
1 Avram doksan dokuz yaşındayken A-Şem Avram’a göründü ve ona, “Ben El Şadday’ım; önümde yürü ve tam ol.
2 Benimle senin aranda antlaşmamı kuracağım ve seni son derece çoğaltacağım” dedi.
3 Avram yüzüstü kapandı ve Tanrı onunla konuşarak şöyle dedi:
4 “Bana gelince: İşte, antlaşmam seninledir ve sen çok sayıda ulusun babası olacaksın.
5 Artık adın Avram diye çağrılmayacak; adın Avraam olacak. Çünkü seni çok sayıda ulusun babası yaptım.”
Bereşit 17:15–17
15 Tanrı Avraam’a şöyle dedi: “Karın Saray’a gelince, artık onun adını Saray diye çağırmayacaksın; adı Sara olacaktır.
16 Onu bereketleyeceğim; ayrıca sana ondan bir oğul vereceğim. Onu bereketleyeceğim ve ulusların annesi olacak; halkların kralları ondan çıkacak.”
17 Avraam yüzüstü kapandı, güldü ve içinden şöyle dedi: “Yüz yaşındaki birinden çocuk doğar mı? Doksan yaşındaki Sara doğurur mu?”
Kiasm artık belirginleşmeye başlamıştır:
Fakat fark edeceğiniz gibi, metnin ortasında hâlâ açıklanmayı bekleyen oldukça büyük bir bölüm vardır.
Ortadaki bu büyük bölümde de henüz keşfetmediğimiz çiftler var mı?
Bereşit 17:6–14
6 “Seni son derece verimli kılacağım; senden uluslar meydana getireceğim ve senden krallar çıkacak.
7 Benimle senin ve senden sonraki soyunun arasında, kuşakları boyunca sürecek ebedi bir antlaşma olarak antlaşmamı kuracağım: Senin ve senden sonraki soyunun Tanrısı olacağım.
8 Sana ve senden sonraki soyuna, yabancı olarak yaşadığın ülkeyi, bütün Kenaan ülkesini ebedi bir mülk olarak vereceğim; onların Tanrısı olacağım.”
9 Tanrı Avraam’a şöyle dedi: “Sana gelince, sen ve senden sonraki soyun kuşakları boyunca antlaşmamı koruyacaksınız.
10 Aramda, sizinle ve senden sonraki soyun arasında koruyacağınız antlaşmam budur: Aranızdaki her erkek sünnet edilecektir.
11 Sünnet derinizin etinden sünnet edileceksiniz; bu, Benimle sizin aranızdaki antlaşmanın işareti olacaktır.
12 Kuşaklarınız boyunca aranızdaki her erkek, sekiz günlük olduğunda sünnet edilecektir: Evde doğmuş olan da, soyundan olmayan herhangi bir yabancıdan parayla satın alınmış olan da.
13 Evinde doğmuş olan da, paranla satın alınmış olan da mutlaka sünnet edilecektir. Antlaşmam etinizde ebedi bir antlaşma olacaktır.
14 Sünnet derisinin etinden sünnet edilmemiş olan sünnetsiz erkek halkından koparılacaktır; o, antlaşmamı bozmuştur.”
Verimli Kılma ve Bozma
Bu bölümün ilk kelimesine bakarsanız ilginç bir şey göreceksiniz: İlk kelime, bölümün son kelimesine paraleldir. Kiasmın “üst” yarısında şu ifadeyi buluruz:
Bereşit 17:6
וְהִפְרֵתִי אֹתְךָ בִּמְאֹד מְאֹד וּנְתַתִּיךָ לְגוֹיִם וּמְלָכִים מִמְּךָ יֵצֵאוּ
“Seni son derece verimli kılacağım; senden uluslar meydana getireceğim ve senden krallar çıkacak.”
“Alt” yarıda ise şu vardır:
Bereşit 17:14
וְעָרֵל זָכָר אֲשֶׁר לֹא־יִמּוֹל אֶת־בְּשַׂר עָרְלָתוֹ וְנִכְרְתָה הַנֶּפֶשׁ הַהִוא מֵעַמֶּיהָ אֶת־בְּרִיתִי הֵפַר
“Sünnet derisinin etinden sünnet edilmemiş olan sünnetsiz erkek halkından koparılacaktır; o, antlaşmamı bozmuştur.”
Bu iki kelimenin gövdesinde aynı üç harf yer alır: ה־פ־ר. Fakat özünde “ayna görüntüsü” oluşturan bir kiasma yakışır biçimde, bu iki kelimenin anlamları birbirinin ayna görüntüsüdür.
Kiasmın üstündeki vehifreiti (וְהִפְרֵתִי), Tanrı’nın Avraam’a verdiği bereketi anlatır: “Seni verimli kılacağım.” Kiasmın altındaki heifar (הֵפַר) ise antlaşmayı bozan ve bunun sonucunda “halkından koparılan” kişiyi anlatır. Bu, çocuklara ve devam eden bir soya sahip olmanın tam tersidir. Vehifreiti, sizden sonra yaşamaya devam eden bir mirasa sahip olmakla ilgilidir; heifar ise hükümsüz kılmayı, sıfıra indirmeyi ifade eder.
Demek ki bu iki ה־פ־ר biçimi birbirinin ayna görüntüsüdür. Bu, son derece ince bir kelime oyunudur. Sanki Tanrı Avraam’a şöyle diyordur: Ben seni “vehifreiti” yapmak, seni verimli kılmak istiyorum; öyleyse bunun ayna görüntüsünü Bana yapma. “Heifar” etme; bu antlaşmayı bir kenara atıp onu hiçliğe dönüştürme.
Çok Katmanlı Bir Çift
Az önce gördüğümüz bu çiftte özel bir zarafet vardır. Bu yalnız dil düzeyinde kurulmuş bir çift değildir; tema düzeyinde de işler. ה־פ־ר harflerini içeren bu iki ayet gerçekten birbirleriyle konuşuyor gibidir. Ne demek istediğimi göstereyim.
Kiasmın üst yarısına gidin. İncelediğimiz ayetin üç ayrı fikre bölündüğünü görürsünüz:
Bereşit 17:6
“Seni son derece verimli kılacağım; senden uluslar meydana getireceğim ve senden krallar çıkacak.”
Özünde Tanrı Avraam’a şunu söylüyor:
- Çok sayıda çocuğun olacak.
- Bu çocuklar birleşerek bir ulus oluşturacak.
- Bu ulus krallar tarafından yönetilecek.
Burada uluslaşmaya doğru adım adım ilerleyen bir yapı vardır. Üç unsur giderek artan bir bütünleşme düzeyini gösterir. Avraam’a çok sayıda çocuk vaat edilir; fakat belirli bir bölgede dolaşan çok sayıda insanın bulunması tek başına bir ulus meydana getirmez. Bu nedenle Tanrı daha sonra şöyle der: Bu çocuklar birleşip bir ulus olacaklar. Son olarak Tanrı ona ulus olmanın taçlandırıcı — kelime oyununu bağışlayın — unsurundan söz eder: bireyleri tek ve özerk bir yapı içinde düzenleyecek siyasi kurumdan, yani krallardan. Senden krallar çıkacak.
Şimdi kiasmın alt yarısına bakalım. Karşılık gelen ayette, yani 17:14’te, bu temalara değinen bir şey var mı? Ayeti yeniden okuyalım:
Bereşit 17:14
“Sünnet derisinin etinden sünnet edilmemiş olan sünnetsiz erkek halkından koparılacaktır; o, antlaşmamı bozmuştur.”
Antlaşmayı yerine getirmeyen, sünnet edilmemiş bir erkeğe ne olacaktır? Ulustan koparılacaktır. Başka bir deyişle, ulusun bir parçası olma durumundan çıkar ve bütünleşmiş yapının dışında kalan tek başına bir bireye geri döner. Bu, 6. ayetin ayna görüntüsüdür.
Bu yeni çifte E unsuru diyelim. Kiasmın üst yarısında bireyler birleşerek bir ulus olur; alt yarısında ise ulusa ait olan kişi yeniden tek başına bir bireye döner.
Şimdi metnin dıştan içe doğru oluşan yapısı şöyledir:
Bu eşleşmenin metindeki yerini açıkça görmek için üst ve alt parçaları yeniden görelim:
Bereşit 17:1–6
1 Avram doksan dokuz yaşındayken A-Şem Avram’a göründü ve ona, “Ben El Şadday’ım; önümde yürü ve tam ol.
2 Benimle senin aranda antlaşmamı kuracağım ve seni son derece çoğaltacağım” dedi.
3 Avram yüzüstü kapandı ve Tanrı onunla konuşarak şöyle dedi:
4 “Bana gelince: İşte, antlaşmam seninledir ve sen çok sayıda ulusun babası olacaksın.
5 Artık adın Avram diye çağrılmayacak; adın Avraam olacak. Çünkü seni çok sayıda ulusun babası yaptım.
6 Seni son derece verimli kılacağım; senden uluslar meydana getireceğim ve senden krallar çıkacak.”
Bereşit 17:14–17
14 Sünnet derisinin etinden sünnet edilmemiş olan sünnetsiz erkek halkından koparılacaktır; o, antlaşmamı bozmuştur.
15 Tanrı Avraam’a şöyle dedi: “Karın Saray’a gelince, artık onun adını Saray diye çağırmayacaksın; adı Sara olacaktır.
16 Onu bereketleyeceğim; ayrıca sana ondan bir oğul vereceğim. Onu bereketleyeceğim ve ulusların annesi olacak; halkların kralları ondan çıkacak.”
17 Avraam yüzüstü kapandı, güldü ve içinden şöyle dedi: “Yüz yaşındaki birinden çocuk doğar mı? Doksan yaşındaki Sara doğurur mu?”
Kalıcılığı Kurmak
Devam edelim ve başka bir çift daha bulup bulamayacağımıza bakalım. Antlaşmayı anlatan bu pasajın giderek daralan orta bölümüne bakmayı sürdüreceğiz. Aşağıdaki iki kenar ayette bir çift bulmayı bekleyebiliriz:
Bereşit 17:7–13
7 “Benimle senin ve senden sonraki soyunun arasında, kuşakları boyunca sürecek ebedi bir antlaşma olarak antlaşmamı kuracağım: Senin ve senden sonraki soyunun Tanrısı olacağım.
8 Sana ve senden sonraki soyuna, yabancı olarak yaşadığın ülkeyi, bütün Kenaan ülkesini ebedi bir mülk olarak vereceğim; onların Tanrısı olacağım.”
9 Tanrı Avraam’a şöyle dedi: “Sana gelince, sen ve senden sonraki soyun kuşakları boyunca antlaşmamı koruyacaksınız.
10 Aramda, sizinle ve senden sonraki soyun arasında koruyacağınız antlaşmam budur: Aranızdaki her erkek sünnet edilecektir.
11 Sünnet derinizin etinden sünnet edileceksiniz; bu, Benimle sizin aranızdaki antlaşmanın işareti olacaktır.
12 Kuşaklarınız boyunca aranızdaki her erkek, sekiz günlük olduğunda sünnet edilecektir: Evde doğmuş olan da, soyundan olmayan herhangi bir yabancıdan parayla satın alınmış olan da.
13 Evinde doğmuş olan da, paranla satın alınmış olan da mutlaka sünnet edilecektir. Antlaşmam etinizde ebedi bir antlaşma olacaktır.”
Ne dersiniz? Buradaki bağlantılar nerede?
Bu iki kenar ayetin her biri aynı iki ifadeyi bir araya getirir: “antlaşmam” ve ardından “ebedi bir antlaşma”. Dil bakımından bu iki ayet birbirine bağlıdır. Fakat bundan daha büyük bir ortak fikir de taşırlar: Birlikte, bu “ebedi antlaşmanın” nasıl gerçek hâle geldiğini, teoriden fiile nasıl dönüştüğünü anlatırlar.
Antlaşma, tanımı gereği iki taraf arasındaki bir anlaşmadır; burada taraflar Tanrı ile Avraam’dır. Antlaşmanın Tanrı’ya düşen kısmı kiasmın ilk yarısında, Avraam’a düşen kısmı ise ikinci yarısında ortaya konur.
Tanrı kendi payına sözünü tutar ve “antlaşmam” dediği şeyi gerçek bir “ebedi antlaşma” hâline getirir: Zaman içinde Avraam’ın soyuna vaat ettiği kuşakları ve ülkeyi verir. Kiasmın üst yarısındaki ayetin işaret ettiği budur.
Tanrı Avraam’a adeta şöyle der: Sana gelince, sen de “antlaşmamı” kalıcı bir “ebedi antlaşma” hâline getireceksin. Nasıl? Antlaşmanın kalıcı bir işaretini kendi bedenine ve soyunun bedenine kazıyarak; yani sünnet yoluyla. Kiasmın “alt” yarısındaki karşılık gelen ayetin anlattığı budur.
Burada durup bunun ne anlama geldiğini düşünelim. Sanırım burada “ebedi” olmanın ne demek olduğuna dair iki farklı ifade görüyoruz: Tanrı’nın ebediliği ve insanın ebediliği.
Tanrı “ebedi bir antlaşma” kurduğunda sonsuzluktan söz eder. Bize ebedi bir ulus olma imkânı verir; bütün zaman boyunca varlığını sürdürecek bir ulus. Tanrı’nın bakış açısından “sonsuza dek” budur. Fakat tek tek insanlar bu zaman ölçeğinde yaşamaz. Biz yalnızca bir insan ömrü boyunca buradayız. Bu nedenle insan açısından “sonsuza dek”, bir ömür boyu süren bir şeydir; örneğin sünnet gibi insan bedeninde kalıcı olan bir değişiklik.
Öyleyse antlaşma şudur: Tanrı bize kendi “sonsuzluğunu” armağan eder; bizden de kendi ölçeğimizde karşılık vermemizi, bedenimizde geri döndürülemez fiziksel bir değişiklik yaparak kendi “sonsuzluğumuzu” Tanrı’ya geri vermemizi ister.
Şimdi geldiğimiz nokta budur:
Bereşit 17:1–8
1 Avram doksan dokuz yaşındayken A-Şem Avram’a göründü ve ona, “Ben El Şadday’ım; önümde yürü ve tam ol.
2 Benimle senin aranda antlaşmamı kuracağım ve seni son derece çoğaltacağım” dedi.
3 Avram yüzüstü kapandı ve Tanrı onunla konuşarak şöyle dedi:
4 “Bana gelince: İşte, antlaşmam seninledir ve sen çok sayıda ulusun babası olacaksın.
5 Artık adın Avram diye çağrılmayacak; adın Avraam olacak. Çünkü seni çok sayıda ulusun babası yaptım.
6 Seni son derece verimli kılacağım; senden uluslar meydana getireceğim ve senden krallar çıkacak.
7 Benimle senin ve senden sonraki soyunun arasında, kuşakları boyunca sürecek ebedi bir antlaşma olarak antlaşmamı kuracağım: Senin ve senden sonraki soyunun Tanrısı olacağım.
8 Sana ve senden sonraki soyuna, yabancı olarak yaşadığın ülkeyi, bütün Kenaan ülkesini ebedi bir mülk olarak vereceğim; onların Tanrısı olacağım.”
Bereşit 17:13–17
13 Evinde doğmuş olan da, paranla satın alınmış olan da mutlaka sünnet edilecektir. Antlaşmam etinizde ebedi bir antlaşma olacaktır.
14 Sünnet derisinin etinden sünnet edilmemiş olan sünnetsiz erkek halkından koparılacaktır; o, antlaşmamı bozmuştur.
15 Tanrı Avraam’a şöyle dedi: “Karın Saray’a gelince, artık onun adını Saray diye çağırmayacaksın; adı Sara olacaktır.
16 Onu bereketleyeceğim; ayrıca sana ondan bir oğul vereceğim. Onu bereketleyeceğim ve ulusların annesi olacak; halkların kralları ondan çıkacak.”
17 Avraam yüzüstü kapandı, güldü ve içinden şöyle dedi: “Yüz yaşındaki birinden çocuk doğar mı? Doksan yaşındaki Sara doğurur mu?”
Kiasm artık bir katman daha kazanmıştır:
Antlaşmanın Şartları
Gördüğünüz gibi metnin merkezine giderek yaklaşıyoruz. Yaklaştıkça, geriye kalan metnin üst ve alt yarıları arasında başka bir paralellik daha belirginleşiyor.
Şu iki bölüme bakın:
Bereşit 17:7–12
7 “Benimle senin ve senden sonraki soyunun arasında, kuşakları boyunca sürecek ebedi bir antlaşma olarak antlaşmamı kuracağım: Senin ve senden sonraki soyunun Tanrısı olacağım.
8 Sana ve senden sonraki soyuna, yabancı olarak yaşadığın ülkeyi, bütün Kenaan ülkesini ebedi bir mülk olarak vereceğim; onların Tanrısı olacağım.”
9 Tanrı Avraam’a şöyle dedi: “Sana gelince, sen ve senden sonraki soyun kuşakları boyunca antlaşmamı koruyacaksınız.
10 Aramda, sizinle ve senden sonraki soyun arasında koruyacağınız antlaşmam budur: Aranızdaki her erkek sünnet edilecektir.
11 Sünnet derinizin etinden sünnet edileceksiniz; bu, Benimle sizin aranızdaki antlaşmanın işareti olacaktır.
12 Kuşaklarınız boyunca aranızdaki her erkek, sekiz günlük olduğunda sünnet edilecektir: Evde doğmuş olan da, soyundan olmayan herhangi bir yabancıdan parayla satın alınmış olan da.
İlk bakışta bu iki bölümün birbiriyle ne ilgisi olduğu açık değildir. Üstte Kenaan ülkesinin miras olarak verileceği vaat edilir; altta ise Avraam’ın evindeki bütün erkeklerin sünnet edilmesi emredilir. Bunlar birbirinden ilgisiz görünen iki konudur.
Fakat bir an için ayetlerin anlamını bir kenara bırakın — az sonra anlam bakımından nasıl birbirine bağlandıklarına döneceğiz — ve yapıya bakın. İki pasajı da okuyun. İkisi de size biraz tekrarlı gelmiyor mu? Zihniniz size oyun oynamıyor. Gerçekte her iki durumda da, hazır olun, bir kiasmın içinde başka bir kiasma bakıyorsunuz.
Şaka yapmıyorum. Burada kısa ve temiz iki A–B–A örüntüsü vardır. İlkine, 7–8. ayetlerdeki yapıya bakalım:
11–12. ayetlerde de tam olarak aynı örüntüyü buluruz:
Bu, burada gerçekten bir ayna bulunduğuna dair ilk ipucudur. Büyük kiasmımızın içinde bu iki pasaj en azından bir açıdan birbirleriyle “eşleşir”: Her biri kendi başına bir kiasmdır.
Fakat aralarındaki bağlantı bundan daha derindir. Yapılarındaki paralellik — A–B–A ve A–B–A — bizi ayetlerin anlamları arasındaki bağlantıya götürür. Şimdi bu iki küçük kiasmın “merkezlerine” bakın:
Şaşırtıcı biçimde, bu iki merkez birbirine doğrudan karşılık verir. İlk merkez Tanrı’nın bize ülkeyi vereceğini bildirir. İkinci merkez ise sünneti antlaşmanın işareti ilan eder. Paralel yapı, bu iki fikrin birbirine bağlı olduğunu; gerçekte biri olmadan diğerinin düşünülemeyeceğini gösterir. Evet, Tanrı size Kenaan ülkesini vaat ediyor — birinci merkez —; fakat bu vaat, antlaşmanın işaretini, yani sünneti korumanıza bağlıdır — ikinci merkez.
Başka bir deyişle, Tanrı’nın bize vaat ettiği şey ile bizden istediği şey aynı antlaşmanın iki tarafıdır. Tanrı bize ülkeyi vaat eder — “üst” merkez — ve bizden antlaşmayı korumamızı ister — “alt” merkez. Bu ikisi birbirinden ayrılamaz.
Bu aslında son derece anlamlıdır. Tanrı’nın Avraam’a verdiği vaatlerin başka bir unsurunda da aynı şeyin geçerli olduğunu daha önce gördük. En genel biçimiyle, Tanrı bu antlaşmada Avraam’a ne verdiğini söylüyor? Sonuçta iki şey:
- Birleşerek bir ulus hâline gelecek çocuklar.
- Bu ulusun yaşayacağı bir ülke.
Çocuklar söz konusu olduğunda, daha önce çocukların birleşerek bir ulus hâline geleceğine ilişkin vaadin sünnet uygulamasına bağlı olduğunu gördük. E unsurunun anlatmak istediği buydu: sünnet yoksa ulus da yoktur. Çünkü antlaşmayı yerine getirmeyen kişi ulustan koparılır:
Bereşit 17:14
“Sünnet derisinin etinden sünnet edilmemiş olan sünnetsiz erkek halkından koparılacaktır; o, antlaşmamı bozmuştur.”
Peki şimdi ne görüyoruz? Aynı şey Tanrı’nın Avraam’a verdiği ikinci armağan, yani ülke için de geçerlidir. Sünnet yoksa ülke de yoktur. Tanrı’nın iki büyük vaadi de O’nun antlaşmasına bağlıdır.7
7 Bu fikrin Yehoşua 5:2–9’daki çarpıcı doğrulaması için bu çalışmanın son bölümündeki Biz Nasıl Farklıyız? başlığına bakın.
Şimdi bütün yapının bu noktadaki hâlini, metnin ilgili bölümleriyle yeniden görelim:
Bereşit 17:1–8
1 Avram doksan dokuz yaşındayken A-Şem Avram’a göründü ve ona, “Ben El Şadday’ım; önümde yürü ve tam ol.
2 Benimle senin aranda antlaşmamı kuracağım ve seni son derece çoğaltacağım” dedi.
3 Avram yüzüstü kapandı ve Tanrı onunla konuşarak şöyle dedi:
4 “Bana gelince: İşte, antlaşmam seninledir ve sen çok sayıda ulusun babası olacaksın.
5 Artık adın Avram diye çağrılmayacak; adın Avraam olacak. Çünkü seni çok sayıda ulusun babası yaptım.
6 Seni son derece verimli kılacağım; senden uluslar meydana getireceğim ve senden krallar çıkacak.
7 Benimle senin ve senden sonraki soyunun arasında, kuşakları boyunca sürecek ebedi bir antlaşma olarak antlaşmamı kuracağım: Senin ve senden sonraki soyunun Tanrısı olacağım.
8 Sana ve senden sonraki soyuna, yabancı olarak yaşadığın ülkeyi, bütün Kenaan ülkesini ebedi bir mülk olarak vereceğim; onların Tanrısı olacağım.”
Bereşit 17:11–17
11 Sünnet derinizin etinden sünnet edileceksiniz; bu, Benimle sizin aranızdaki antlaşmanın işareti olacaktır.
12 Kuşaklarınız boyunca aranızdaki her erkek, sekiz günlük olduğunda sünnet edilecektir: Evde doğmuş olan da, soyundan olmayan herhangi bir yabancıdan parayla satın alınmış olan da.
13 Evinde doğmuş olan da, paranla satın alınmış olan da mutlaka sünnet edilecektir. Antlaşmam etinizde ebedi bir antlaşma olacaktır.
14 Sünnet derisinin etinden sünnet edilmemiş olan sünnetsiz erkek halkından koparılacaktır; o, antlaşmamı bozmuştur.
15 Tanrı Avraam’a şöyle dedi: “Karın Saray’a gelince, artık onun adını Saray diye çağırmayacaksın; adı Sara olacaktır.
16 Onu bereketleyeceğim; ayrıca sana ondan bir oğul vereceğim. Onu bereketleyeceğim ve ulusların annesi olacak; halkların kralları ondan çıkacak.”
17 Avraam yüzüstü kapandı, güldü ve içinden şöyle dedi: “Yüz yaşındaki birinden çocuk doğar mı? Doksan yaşındaki Sara doğurur mu?”
Şimdi bütün eşleşmeleri eklediğimizde, merkeze yalnızca küçük bir bölüm kalır:
Hedefin Tam Ortası
Ve şimdi sonunda, kiasmımızın merkezi gibi görünen yere ulaştık:
Bereşit 17:9–10
9 Tanrı Avraam’a şöyle dedi: “Sana gelince, sen ve senden sonraki soyun kuşakları boyunca antlaşmamı koruyacaksınız.
10 Aramda, sizinle ve senden sonraki soyun arasında koruyacağınız antlaşmam budur: Aranızdaki her erkek sünnet edilecektir.”
Antlaşmayı korumalısınız. İşte temel fikir budur. Bütün bölümün çevresinde döndüğü ağırlık merkezi budur. Bu antlaşma — Tanrı’nın bize karşı yükümlülükleri ve bizim O’na karşı karşılıklı yükümlülüklerimiz — bir ulus olarak varlığımızı başlatır. Fakat dikkatle bakarsanız bu temel fikrin iki unsurdan oluştuğunu görürsünüz:
Bereşit 17:9–10
“Sana gelince, antlaşmamı koruyacaksın; sen ve senden sonraki soyun, kuşakları boyunca. Koruyacağınız antlaşmam budur; Benimle sizin ve senden sonraki soyun arasında: Aranızdaki her erkek sünnet edilecektir.”
Demek ki burada aslında çift merkez vardır: Merkezin kendisi de kiasmik bir çifttir.
İki ayet arasındaki bağlantı, tekrarlanan tişmor/tişmeru (תִּשְׁמֹר / תִּשְׁמְרוּ), “koruyacaksın/koruyacaksınız” fiiliyle gösterilir. Bu, her iki ayetin de ana fikridir: antlaşmayı koruma zorunluluğu. Fakat iki ayet fiilin biraz farklı gramer biçimlerini kullanır ve bu iki biçim, ayetlerin birbirini nasıl tamamladığını gösterir.
Tişmor ile tişmeru arasındaki farkı düşünün. Ayrım, Tanrı’nın kime hitap ettiğindedir. İlk ayette fiilin tekil biçimi olan tişmor, Tanrı’nın Avraam’a konuştuğunu açıkça gösterir. Evet, ayetin ilerleyen kısmında Tanrı Avraam’ın soyundan da söz eder; fakat bu, neredeyse sonradan eklenmiş bir düşünce gibi gelir: Sen, Avraam — וְאַתָּה אֶת־בְּרִיתִי תִשְׁמֹר — bu antlaşmayı koruyacaksın; ileride çocukların olduğunda, senin için geçerli olan şey onlar için de geçerli olacaktır.
İkinci ayette ise Tanrı, Avraam’ın bütün soyuna, kuşaklar boyunca doğrudan hitap eder. Tişmeru çoğuldur; sanki bütün halka şöyle denmektedir: “Hepiniz onu koruyacaksınız!”
Biraz geri çekilip bunu düşünün. Tanrı’nın ikinci ayette doğrudan hitap ediyor göründüğü Avraam’ın gelecek kuşakları henüz mevcut değildir. Emri işitmek için orada değillerdir. Öyleyse Tanrı onlarla nasıl konuşabilir?
Burada, Tanrı’nın bu bölümde tanımladığı antlaşmanın niteliğini hatırlayın. Bu bir berit olam, yani “ebedi antlaşma”dır. Daha önce Tanrısal “sonsuza dek” ile bizim “sonsuza dek” anlayışımızın aynı olmadığından söz ettik. Tanrı zamanın ötesindedir ve O’nun bize vaat ettiği “sonsuzluk”, bütün zaman boyunca yaşayacak bir ulustur.
Bu nedenle kiasmın merkezinde, zamanın ötesindeki Tanrı’nın ebedi ulusuna doğrudan seslendiğini işitiyoruz. Bizim bakış açımızdan bu ulus henüz yoktur. Fakat Tanrı’nın zamansız bakış açısından vardır; bütün kuşaklar O’nun önünde açılmıştır.
Artık yapının bütünü şöyledir:
Biz Nasıl Farklıyız?
Bütün bunlar ne anlama geliyor? Bu zarif Atbaş yapısı bize ne öğretiyor?
Bence birçok şey öğretiyor. Fakat bütün yapıdan, özellikle de merkezden ve merkeze götüren kiasmik çiftlerden tek bir tema güçlü biçimde yükseliyor: Antlaşma esastır. Her şey ona bağlıdır. Antlaşma olmadan ülke vaadi yoktur. Avraam’ın gelecekteki soyundan gelenler yalnızca antlaşma sayesinde bir ulus olacaktır. İsrael’in herhangi bir “çocuğu” kendisini antlaşmadan ayırırsa ulustan “koparılır”.8
Bunun tarihte nasıl gerçekleştiğini Yehoşua kitabında görürüz. İsraeloğulları İsrael Ülkesi’ne girer girmez ne yaparlar? Yeriho’nun fethinden önce herkes durur ve çölde doğmuş, henüz sünnet edilmemiş olanların tamamı sünnet edilir. Yehoşua 5:2–9
Askerî hazırlık açısından bakıldığında bu karar tam anlamıyla çılgınlıktır. Ülkeyi fethetmek için yapılacak ilk savaştan yalnız birkaç gün önce bütün erkek asker nüfusunuzu hassas bir cerrahi işleme — üstelik anestezi ve antibiyotik olmadan — neden sokarsınız? Hiçbir komutan böyle bir emir vermezdi. Fakat Yehoşua tam olarak bunu yapar.
Neden?
Her şey Tanrı’nın Avraam’a söylediği söze döner: Ülkeyi miras almak, orada yaşamak istiyorsanız sünnet antlaşmasını korumalısınız. Bu antlaşma her şeyden önce gelir.9
Antlaşmanın önceliği, İsrael’in ulus olma biçiminin ne kadar farklı olduğunu gösterir. Herhangi bir tarih kitabını açın ve ulusların nasıl ortaya çıktığına bakın. Güçlü bir adam, bir askerî önder çevresinde savaşçılar toplar ve bir toprak parçasını fetheder. Savaşçılar bir yandan çiftçilik yapmaya başlar, ordularını destekleyecek bir ekonomi kurar ve işte: Bir ulus doğmuştur; en güçlü önder de kralıdır.
Bizde böyle olmadı. Ulus oluşumumuzu borçlu olduğumuz fetihçi bir savaşçı yoktur — en azından insan olan bir savaşçı yoktur. Biz, bize ait olmayan bir ülkede ağır köleliğe inmiş göçebe bir aileydik. İşaretler ve mucizelerle oradan çıkarıldık; bizi çıkaran, Evrenin Efendisi’nin Kendisi idi. Ardından Kenaan ülkesine getirildik. Ulus oluşumumuzu hiçbir insan öndere değil, yalnızca her şeyin İlahi Efendisi’ne borçluyuz.10
Bu çerçevede Yehoşua’nın kararı anlam kazanır. Büyük fatih Yehoşua ise, savaşın arifesinde cerrahi müdahale elbette düşünülemez. Fakat büyük fatih Yehoşua değil de Tanrı ise, antlaşmaya bağlılığımızı yeniden onaylamak tam da — cerrahi benzetmeyi sürdürecek olursak — doktorun yazdığı reçetedir.
İlahi Efendimizin bizimle kurduğu antlaşma, ulus oluşumumuzun ruhudur.
8 Bkz. Devarim 29:9–20; özellikle 20. ayet bu noktayı açıkça ifade eder.
9 Antlaşma ile ülke arasındaki bu bağ, Yahudi hukukunda da yerleşik hâle gelir: Birkat HaMazon’un, yani yemekten sonraki şükran duasının ülke üzerindeki berahası olan Birkat HaAretz içinde berit miladan, sünnet antlaşmasından söz edilmesi zorunludur. Bkz. Tosefta Berahot 3:9; Berahot 49a.
10 Bu nokta Lech Lecha peraşasındaki burada incelediğimiz kiasm tarafından ima edilir; daha sonra Devarim 4:32–34’te açıkça ifade edilir. Ayrıca bkz. Ramban, Vayikra 18:25.
Tora Gerçekten Kendi Kendisini Yorumlar
Demek ki yapı başından beri oradaydı; gözümüzün önünde, Lech Lecha peraşasının metni içinde saklanıyordu: geniş bir Atbaş örüntüsü.
Bu yapının bazı bölümlerinin ne anlama geldiğini birlikte inceledik. Elbette siz bu yapının bazı anlamlarını benim gördüğümden farklı görebilirsiniz. Fakat benim için, anlam sorusunun da ötesinde, bu örüntüyle ilgili en şaşırtıcı şey şudur: Her şeyden önce böyle bir yapının gerçekten orada bulunması.
Şunu açıkça söyleyebilirim: Bu tek başına duran istisnai bir örnek değildir. Tora’da bunun gibi Atbaş örüntüleri çoktur ve bunlar tekrar tekrar saklı anlamın olağanüstü katmanlarına açılan pencereler hâline gelir.
Kendi adıma konuşursam, bunlardan birine rastladığımda hissettiğim şeyin benzeri yoktur. Karşınızda sıradan, biraz tekrarlı görünen bir metin bölümü vardır; sonra birden artık hiç de sıradan olmadığını fark edersiniz. En azından benim için bu, gerçek bir “Toto, sanırım artık Kansas’ta değiliz” anıdır.
Sonuçta Tora’nın derin, bütünüyle olağanüstü ve benzersiz bir metin olduğuna inanmak başka şeydir; bunu kendi gözlerinizle görmek başka şey.
Tora’nın metnindeki başka gizli yapıları da görmeye başladıkça, umarım bunun verdiği heyecan sizin için hiçbir zaman eskimez. İnsanın hayret ve huşu duyabilme kapasitesi değerli bir şeydir. Onu, Her Şeye Gücü Yeten’in kendi kitabını takdir etmekten daha güzel nasıl kullanabiliriz?



