
Bu metinde geçen Adam HaRişon ifadesi, Yahudi geleneğinde “İlk Adam” anlamına gelir ve tarihsel olarak farklı dinlerdeki Adam/Adem figürüyle ilişkilidir. Ancak burada kastedilen şey, biyolojik anlamda ilk Homo sapiens bireyi değildir. Bu metinde Adam HaRişon, insanlığın atası, Tanrısal emrin ilk açık muhatabı, evrensel sorumluluğun temsili başlangıcı ve bütün insan ruhlarının kolektif köküdür
Adam anlatısı insanın biyolojik geçmişiyle neden çelişmez; Etz HaDaat insanı nasıl değiştirdi?
Adam HaRişon yalnızca insanlığı temsil eden sembolik bir karakter değildir. Adam ve Hava gerçekten yaşamış kişilerdir. Tanrı’nın verdiği buyruk, onların seçim yapması, buyruğu çiğnemesi ve bunun sonucunda yargılanmaları da gerçek olaylardır. Ancak Etz HaHayim, Etz HaDaat Tov veRa, yılan ve Gan Eden bugünkü anlamıyla sıradan birer ağaç, hayvan veya coğrafi bölge değildir. Bunlar, tarihte yaşanan gerçek olayın derin anlamını anlatan nesnel sembollerdir. Etz HaHayim yaşamı ve Tanrısal kaynağa bağlılığı, Etz HaDaat sınırı ve iyi ile kötünün karışmasını, yılan ayartıyı, Gan Eden ise Tanrı’ya yakınlık ve bütünlük içindeki başlangıç durumunu anlatır.
1. Üç farklı başlangıç
Adam anlatısını doğru anlayabilmek için üç ayrı başlangıcı birbirinden ayırmak gerekir: insan bedeninin biyolojik tarihi, insanın Tanrı karşısındaki sorumluluk tarihi ve düşüşten sonra başlayan Tikun süreci. Bunlar aynı olayın farklı adları değildir.
1- Biyolojik insan türünün ortaya çıkması: Fosiller, DNA, insan anatomisi ve eski insan toplulukları bu sürecin nasıl geliştiğini gösterir.
2- Adam’ın Tanrısal buyruğa açıkça muhatap olması: İnsanlığın Tanrı karşısında hesap verme sorumluluğu tarihte ilk kez belirli bir kişide açıkça görünür hâle gelir.
3- Etz HaDaat Tov veRa’dan yenmesi: İyi ile kötü insanın içinde birbirine karışır. Bu yeni bozulmayı düzeltmek için düşüş sonrası Tikun süreci başlar.
Adam’ın özgür iradesi yasak meyveyle doğmamıştır. Özgür olmayan bir varlığa yasak koymak, onu sınamak ve ihlalden dolayı yargılamak anlamsız olurdu. Etz HaDaat insanı akıllı veya ahlaklı yapmamış; zaten bilen, seçen ve sorumlu olan insanın iç düzenini değiştirmiştir.
Kozmik Tikun da Bereşit 3’te başlamaz. Lurianik Kabala’ya göre yaratılıştaki kozmik onarım, Şevirat HaKelim’in (kapların kırılması) ardından ve Adam’dan önce başlamıştır. Adam’ın görevi Bereşit 2’de, Gan Eden’i işlemek ve korumakla verilir. Bereşit 3’te başlayan şey ise insanın ihlaliyle oluşan yeni karışımı düzeltme sürecidir.
Hakikat bir orta yol değildir
“Tora ile bilim çelişmez” demek, Tora’yı her yeni bilimsel görüşe göre değiştirmek demek değildir. Bilimsel modeller zamanla değişebilir; Tora’nın hakikati popüler bilim kitaplarına bağlı değildir. Bununla birlikte doğa hakkında sağlam biçimde ortaya konan gerçekler de Tanrı’nın yarattığı dünyanın verileridir. Doğru bir Tora yorumu açık gerçeklerden kaçmaz.
Sorun çoğu zaman bilim ile Tora’nın gerçekten çatışmasından doğmaz. Asıl sorun; bilimin materyalist bir dünya görüşüyle aynı şey sayılması, Tora’nın amaç ve sorumluluk dilinin bir biyoloji kitabı gibi okunması, peşatın her şeyi sıradan fiziksel nesne sayan bir anlayışa indirgenmesi ve Kabala kavramlarının kaynaksız biçimde modern psikoloji veya fizik terimlerine çevrilmesidir.
2. Tarihsel olay ve nesnel semboller
Peşat, her şeyi sıradan fiziksel nesne saymak değildir
Peşat, yani metnin kendi bağlamındaki düz anlamı, anlatıdaki her kelimeyi bugünkü bilimsel sınıflara yerleştirmek demek değildir. Tora “ağaç”, “yılan” ve “bahçe” der; fakat bunların hangi bitki türü, hangi hayvan familyası veya hangi coğrafi koordinat olduğunu söylemez. Metnin açıkça anlattığı olay şudur: Tanrı insana hitap etmiş, gerçek bir sınır koymuş, insan bu sınırı özgürce aşmış ve bu ihlal insanın ve dünyanın şartlarını değiştirmiştir.
Ağaçlar, yılan ve Eden bu gerçek olayın iç anlamını anlatan nesnel sembollerdir. Etz HaDaat gerçek bir sınırı ve iyi ile kötünün karışmasını anlatır. Yılan, insanın dışından gelen gerçek ayartının anlatıdaki biçimidir. Gan Eden ise Tanrı’ya yakınlık ve bütünlük içindeki gerçek başlangıç durumudur. Bunlar yalnız Adam’ın zihninde oluşan düşünceler değildir; fakat bugün bildiğimiz sıradan fiziksel nesneler de değildir.
Nesnel sembol ne demektir?
Nesnel sembol, insanın kendi isteğine göre ürettiği bir benzetme değildir. Yaratılışta gerçek bir karşılığı vardır; Tora bu görünmeyen gerçeği insanın anlayabileceği somut bir anlatımla gösterir. Burada sembol, gerçeğin yerine konan bir süs değil, görünmeyen yapıyı görünür kılan anlatım biçimidir.
Bu yüzden “Olay tarihsel mi, yoksa sembolik mi?” sorusu yanlış kurulmuştur. Olay gerçekten yaşanmıştır; ağaç, yılan, meyve ve bahçe ise bu olayın anlamını anlatan sembolik biçimlerdir. Sembolik anlatım olayın gerçekliğini ortadan kaldırmaz. Tam tersine, olayın ne anlama geldiğini açıklar.
3. Adam neden ilk insandır?
Tora’nın peşatı Adam’ı ilk insan, Hava’yı da “bütün yaşayanların annesi” olarak tanıtır (Bereşit 3:20). Bereşit 5:1-2 insan soyunun kaydını Adam’la başlatır. Mişna Sanhedrin 4:5 ise bütün insanlığın tek bir insandan yaratılmasını üç temel düşünceyle açıklar: Her insan hayatı eşsizdir, bütün insanlar aynı ailenin parçasıdır ve hiç kimse soyuyla üstünlük iddia edemez. Bu nedenle Adam’ı tarihten çıkarıp yalnızca insanlığı temsil eden zamansız bir simgeye dönüştürmek, klasik rabbinik yorumun ana çizgisi değildir.
Ancak Tora’nın “ilk insan” sözü, modern biyolojinin “anatomik olarak en eski Homo sapiens” tanımıyla sınırlı değildir. Tora insanları kafatası biçimine veya DNA dizisine göre sınıflandırmaz. Tora’ya göre insan; tzelem Elokim (Tanrısal suret), anlamlı konuşma, özgür seçim, Tanrı’nın buyruğunu anlayabilme ve yaptığı seçimin hesabını verebilme gücüyle tanımlanır.
Adam ilk anatomik Homo sapiens değildir. O, Tora’nın “insan” dediği tarihsel, ahlaki ve ruhsal düzenin başlangıç kişisidir. Tanrısal buyruğun ilk açık tarihsel muhatabı ve insanlığın sorumluluk düzeninin köküdür. Adam’dan daha eski Homo sapiens kalıntılarının bulunması bu görüşü çürütmez; çünkü bedensel tür ile Tanrı karşısındaki sorumluluk konumu aynı şey değildir.
Adam ilk peygamber olarak tanımlanmaz
Adam’ın Tanrı’dan doğrudan buyruk alması, onu teknik anlamda “ilk peygamber” yapmaz. Peygamberlik yalnız Tanrı’nın sözünü işitmek değildir; Tanrısal mesajı başkalarına iletmek üzere navi (peygamber) olarak görevlendirilmeyi de içerir. Bereşit 2’de Adam’a verilen buyruk, önce onun kendi görevini ve sorumluluğunu belirler. Metin Adam’ı burada insanlara mesaj iletmekle görevlendirilen bir peygamber olarak tanımlamaz.
Adam’ın benzersizliği, “ilk vahiy alan kişi” diye adlandırılmasında değildir. Onun benzersizliği; tzelem Elokim’in, Tanrısal buyruğun, özgür seçimin, ihlalin, yargının ve bütün insanlığın ortak kökünün onda tek bir başlangıçta birleşmesidir.
4. İnsanı insan yapan nedir?
Tzelem Elokim: Tanrısal suret
Tora, insanın be-tzelem Elokim, yani Tanrısal surette yaratıldığını söyler (Bereşit 1:26-27). Tanrı bedensel olmadığı için bu suret fiziksel bir benzerlik değildir. Rambam, More Nevuhim I:1’de tzelem’i insanın akla dayalı yönü ve kavrama gücüyle açıklar. İnsan Tanrı’ya görünüşüyle benzemez; hakikati anlayabilmesi, iradesini yönlendirebilmesi ve yaratılışta sorumluluk taşıyabilmesi bakımından diğer canlılardan ayrılır.
Malbim, Bereşit 1:26 yorumunda insanın seçim yapabilme ve kendisini yönetebilme gücünü öne çıkarır. İnsan yalnız çevresinden gelen etkilere tepki veren bir canlı değildir. Dürtüsünü değerlendirebilir, yapabileceği bir şeyden vazgeçebilir ve davranışını kendisini aşan bir buyruğa göre düzenleyebilir. Tzelem Elokim insanı Tanrı’nın bir parçası yapmaz; ona Tanrı’nın ölçüsüne cevap verme ve yeryüzündeki eylemlerinden sorumlu olma görevi verir.
Bu açıklama insanları zekâlarına veya yeteneklerine göre daha az ya da daha çok insan saymaz. Akıl, insan türünün ayırt edici yönlerinden biridir; fakat her insan hayatının değeri başarıya, yeteneğe veya zihinsel performansa bağlı değildir. Mişna Sanhedrin 4:5, insan değerini üstünlük yarışına değil, bütün insanların ortak köküne bağlar.
Nefeş haya ve konuşan ruh
Bereşit 2:7’de Tanrı toprağın tozundan insanı biçimlendirir, burnuna nişmat hayim (hayat nefesi) üfler ve insan nefeş haya (yaşayan can) olur. Hayvanlar da yaşayan can olarak adlandırılır. Raşi, Targum Onkelos’un çizgisini izleyerek insandaki ayrımı ruah memalela (konuşan ruh) ifadesiyle açıklar.
Buradaki konuşma yalnız ses çıkarma yeteneği değildir. İnsan kavram kurar, varlıklara ad verir, geçmiş ile geleceği anlamlı bir bütün içinde düşünür, doğru ile yanlış hakkında hüküm verir ve Tanrısal sözü anlayabilir. Sforno da aynı ayeti, insanın Yaratan’ı bilmesi ve bilinçli biçimde O’na yönelmesiyle ilişkilendirir.
Neşama bir genin, beynin belirli bir bölümünün veya ölçülebilen bir enerji türünün adı değildir. Yahudi düşüncesinde ruhun daha yüksek kavrayış ve Tanrı’ya yöneliş boyutunu anlatır. Beyin, insan bilincinin bu dünyadaki bedensel aracıdır. Fakat beynin nasıl çalıştığını açıklamak, insanın neden sorumlu olduğunu tek başına açıklamaz.
Özgür seçim ve hesap verebilirlik
Rambam, Hilhot Teşuva 5:1-3’te behira hofşit’i (özgür seçimi) emirlerin, yasakların, ödülün, cezanın ve Teşuva’nın zorunlu temeli sayar. İnsan gerçekten seçemiyorsa Tora’nın bütün sorumluluk düzeni anlamsız olur. Adam’a meyveden önce buyruk verildiğine göre, Adam o sırada da seçebilen ve seçiminden sorumlu tutulabilen bir varlıktır.
Etz HaDaat özgürlüğü yaratmamıştır. Meyveden sonra değişen şey, insanın seçim yaptığı iç dünyadır. Daha önce dışarıdan gelen karşıt arzu insanın içine yerleşmiş; hakikat bilgisi arzu, çıkar, utanç ve kendini savunma isteğiyle karışmıştır.
5. Adam’dan önceki Homo sapiens toplulukları
Arkeolojik bulgular, Adam’dan önce yaşamış anatomik olarak modern insan topluluklarının dil, sanat, ritüel ve karmaşık toplumsal düzenler geliştirdiğini gösterir. Bu nedenle Adam’ın benzersizliğini zekâ düzeyine veya tek bir zihinsel beceriye bağlayamayız.
Adam’ı ayıran şey, çevresindekilerden daha zeki bir canlı olması değildir. Onu farklı kılan, Tanrısal hitabın tarihte belirli bir kişiye yönelmesi, buyruğun açıkça verilmesi ve insanlığın sorumluluk düzeninin onda başlamasıdır. Tora’ya göre insan yalnız bir şeyi yapabilen varlık değildir; neyi yapması veya yapmaması gerektiğini bilen ve bunun hesabını taşıyan varlıktır.
Adam’dan önceki topluluklar ruhsuz hayvanlar değildi
Tora, Adam’dan önceki Homo sapiens topluluklarını ruhsuz hayvanlar olarak tanımlamaz. Yahudi kaynaklarında böyle bir hüküm yoktur. Arkeolojik bulgular bu toplulukların gelişmiş düşünme, üretme ve toplumsal ilişki kurma yetilerine sahip olduğunu gösterir. Ancak onların ruhsal konumunun bütün ayrıntıları Tora’da açıklanmaz.
Sanat yapmak, ölüleri gömmek, süs eşyaları kullanmak veya karmaşık araçlar üretmek gelişmiş düşünme yeteneğini gösterir. Fakat bunlar neşamanın veya Tanrı’nın buyruğuna açıkça muhatap olmanın arkeolojik kanıtı değildir. Bu nedenle Adam’dan önce gelişmiş insan topluluklarının yaşamış olması, Adam’ın sorumluluk tarihinin başlangıcı olmasıyla çelişmez.
Bu ayrım, bugün yaşayan insanlar arasında hiçbir değer veya insanlık derecesi kurulmasına izin vermez. Bütün çağdaş insanlar aynı insan ailesine aittir. Tzelem Elokim nedeniyle hiçbir ırk, halk veya topluluk diğerinden daha insan değildir. Adam’dan önceki topluluklar hakkında kurulan bu model, günümüzde herhangi bir üstünlük düşüncesine dayanak yapılamaz.
Adam’ın çağdaşları sorumluluk düzenine nasıl katıldı?
Adam’ın döneminde başka Homo sapiens toplulukları da yaşıyorsa şu soru ortaya çıkar: Bu topluluklar Adam’la başlayan sorumluluk düzenine nasıl katıldı? Tora ayrıntılı bir nüfus tarihi vermez. Hangi topluluğun Adam’ın soyuyla hangi kuşakta birleştiğini veya Tanrısal buyruğun farklı bölgelere nasıl yayıldığını anlatmaz.
Bu bağlantı üç şekilde açıklanır. Birincisi gerçek soy bağıdır. Adam’ın soyunun çevredeki topluluklarla kuşaklar boyunca birleştiği ve sonunda bütün insanlığın ortak soy ağacına yayıldığı kabul edilir. Bir kişinin gerçek atamız olması, bugün DNA’mızda ondan geldiği açıkça ayırt edilebilen bir parça bulunmasını gerektirmez. Soy ağacında ata olmak ile ölçülebilir genetik katkı bırakmak aynı şey değildir.
İkinci bağlantı, Adam’ın bütün insanlığı temsil etmesi ve sorumluluk düzeninin kökü olmasıdır. Tanrısal buyruğun geçerliliği, Adam’ın sözlerinin veya genlerinin her topluma ulaşmasına bağlı değildir; buyruğun kaynağı Tanrı’nın iradesidir. Bununla birlikte Tanrısal ölçünün geçerli olması ile her insanın aynı ölçüde hesap vermesi aynı şey değildir. Bir kişinin sorumluluğu, ne bildiği, neyi anlayabildiği ve gerçekten hangi seçeneklere sahip olduğu dikkate alınarak değerlendirilir.
Üçüncü bağlantı ruhsal köktür. Ari’nin öğretisine göre bireysel insan ruhlarının kökleri Adam HaRişon’un bütün insanlığı kapsayan ruh yapısında bulunur. Bu bağ DNA, kültür veya toplumsal etkiden ibaret değildir; insanlığın ruhsal birliğini anlatan gerçek bir bağdır. Tora’nın açıklamadığı şey bu bağın varlığı değil, soyun, kültürün ve ruhsal açılımın tarih içinde tam olarak hangi aşamalardan geçtiğidir.
6. Sorumluluk buyrukla başlar
“Tanrı Adam’ı aldı ve onu işlemesi ve koruması için Gan Eden’e yerleştirdi… İyi ile Kötüyü Bilme Ağacı’ndan yemeyeceksin.” (Bereşit 2:15-17)
İnsan sorumluluğunun açık biçimi burada başlar. Buyruk meyveden önce verilmiştir. Bu olay sırası iki yanlışı ortadan kaldırır. Birincisi, özgür irade yasak meyveden sonra doğmuş olamaz. İkincisi, ahlaki sorumluluk ihlalle başlamaz. Sorumluluk, Tanrı’nın sözü anlaşıldığı anda başlar; ihlal ise bu sorumluluğun yanlış kullanılmasıdır.
Adam’ın günahı özgürlüğü yaratmamış, onun özgürlüğünün gerçek olduğunu ve sonuç doğurduğunu göstermiştir. Buyruk, insanı seçemeyen bir makineyken özgür bir varlığa dönüştürmez. Zaten seçebilen insana hangi sınır içinde yaşaması gerektiğini bildirir.
Adam’a verilen evrensel emirler
Talmud Sanhedrin 56b ve Rambam’ın Mişne Tora, Hilhot Melahim 9:1’de aktardığı rabbinik geleneğe göre Adam’a altı evrensel emir verilmiştir. Canlı bir hayvandan et koparma yasağı ise Noah’a eklenmiştir. Buna göre Adam yalnız bahçedeki tek yasağın muhatabı değildir; insanlığın Tanrı karşısındaki evrensel sorumluluğunun başlangıç kişisidir.
Tanrısal yasa, insanlar kabul ettiği veya oyladığı için geçerli olmaz. Buyruğu bağlayıcı kılan Tanrı’nın iradesidir. Adam, bu sorumluluğu tarihte açıkça taşıyan ilk kişi ve bütün insanlığın temsilî köküdür.
Saadya Gaon, Rabbi Yosef Albo ve Ramhal
Saadya Gaon, HaEmunot veHaDeot’un III. Makalesi’nde aklın anlayabildiği emirlerle vahiy yoluyla bildirilen emirleri ele alır. IV. Makale’de ise insanın itaat etme, karşı çıkma ve özgürce seçme gücünü inceler. İnsan aklı bazı yükümlülükleri anlayabilir; vahiy bunları açıklar, tamamlar ve Tanrı’nın iradesine bağlar.
Rabbi Yosef Albo, Sefer Haİkkarim’in III. Kitabı’nda insan aklının önemini kabul eder. Bununla birlikte insanı nihai amacına götürecek ilahi yasanın gerekli olduğunu vurgular. Ramhal ise Dereh HaŞem I:3’te insanı ruh ile beden, yükselme ile düşme, yetkinlik ile eksiklik arasında bulunan bir varlık olarak açıklar. İnsan yetkinliği hazır olarak almaz; özgür seçimiyle görevini yerine getirerek kazanır.
Bu kaynaklar Adam’ın ilk Homo sapiens olup olmadığını modern biyoloji diliyle tartışmaz. Öğrettikleri daha temel gerçek şudur: İnsan, Tanrı’nın buyruğunu anlayabilen, seçimiyle yaratılışın amacına katılabilen ve yaptığı şeyin sonucunu taşıyan varlıktır.
7. Adam bütün insanlığın kökü nasıl olur?
Adam’ın bütün insanlığın kökü olması tek bir anlama gelmez. O, soy bağı bakımından ata, insanlığın sorumluluğunu temsil eden başlangıç, ortak tarihsel hafızanın kurucu kişisi ve bütün insan ruhlarının köküdür. Bu farklı bağlar birbirinin aynısı değildir; fakat birbirini dışlamaz.
| Kök türü | Adam’ın konumu | Açıklamanın sınırı |
| Soy bağına dayalı | İnsan soyunun gerçek atasıdır. Onun soyu kuşaklar boyunca diğer topluluklarla birleşerek bütün insanlığın ortak soy ağacına yayılmıştır. | Bu hüküm, Adam’ın ilk anatomik Homo sapiens veya bütün insan genomunun tek kaynağı olduğu anlamına gelmez. |
| Temsili ve sorumlulukla ilgili | Tanrısal buyruğun ilk açık tarihsel muhatabı ve evrensel insan sorumluluğunun köküdür. | Buyruğu geçerli ve bağlayıcı kılan Adam’ın kişisel gücü değil, Tanrı’nın iradesidir. |
| Kültürel ve tarihsel | İnsanlığın görev, ihlal, yargı ve Teşuva hafızasının başlangıç kişisidir. | Kültürel aktarım soy bağının veya metafizik ruh kökünün yerine geçmez. |
| Metafizik | Kabala’ya göre bütün insan ruhlarının köklerini taşıyan ortak ruh yapısıdır. | Bu ruhsal bağ DNA testleriyle veya arkeolojik buluntularla ölçülemez. |
Soy ağacındaki ataların sayısı her kuşakta hızla artar ve insan toplulukları tarih boyunca birbirine karışır. Bu yüzden bir kişi bütün yaşayan insanların gerçek atası olduğu hâlde, bugün her insanın DNA’sında ondan geldiği ayırt edilebilen bir parça bulunmayabilir. Soy bağına dayalı ortak atalık ile ölçülebilir genetik miras farklı şeylerdir (Rohde, Olson ve Chang, 2004).
Ari’nin Şaar HaGilgulim’de aktarılan öğretisine göre bütün bireysel ruh kıvılcımlarının kökleri Adam’ın bütün insanlığı kapsayan ruh yapısında bulunur. Adam’ın günahı bu kök yapıda karışma ve düşüş meydana getirmiştir. Sonraki kuşaklarda yapılan her gerçek Tikun da bütün insanlığın onarımına katkıda bulunur. Bu öğreti Adam’ı yalnızca insanlığı temsil eden bir simgeye dönüştürmez. Adam hem gerçek kişidir hem de insan ruhlarının metafizik köküdür.
8. Düşüş öncesindeki insan ve yılan
Bereşit 2 ve 3’te aynı Adam vardır
Bereşit 2 ve 3 iki farklı insanın hikâyesini anlatmaz. Aynı Adam’ın yaratılışını, Tanrısal buyruğa muhatap oluşunu, seçimini ve seçiminden sonra değişen insanlık şartlarını anlatır. Adam’ın kimliği değişmez; iç düzeni ve dünyadaki şartları değişir.
Düşüş öncesinde insan nasıldı?
Bereşit 2:25, Adam ile Hava’nın çıplak olduklarını fakat utanmadıklarını söyler. Bu ifade öz-farkındalıklarının bulunmadığı anlamına gelmez. Adam varlıklara ad verir, dili anlar, ilişki kurar, görev üstlenir ve buyruğu kavrar. Bilinçsiz veya çocukça bir varlık değildir.
Utanmamaları, Adam ile Hava’nın kendilerini veya birbirlerini henüz birer nesne gibi görmediklerini; saklanma ve kendini savunma ihtiyacı duymadıklarını gösterir. Benlikleri vardır, fakat hakikate karşı oluşturulmuş sahte bir benlik henüz yoktur. Akıl, arzu ve davranış aynı doğru düzene yönelmiştir.
Ramban, Bereşit 2:9 yorumunda karşıt yönlere uzanan arzunun Etz HaDaat’tan sonra insanın içine yerleştiğini açıklar. Rabbi Hayim Volojin de Nefeş HaHayim I:6’da kötülüğün günah öncesinde insanın dışında bulunduğunu, günah sonrasında ise iyi ile kötünün insanın güçlerinde birbirine karıştığını söyler. Yasağın bulunması seçimin gerçek olduğunu, yılanın bulunması ise kötülüğün henüz insanın içine yerleşmediğini gösterir.
Konuşan yılan nasıl anlaşılmalıdır?
Bereşit 3’teki yılan sıradan bir sürüngen değildir. Tanrı’nın buyruğunu bilir, bu sözü çarpıtır, sonucunu tartışır ve Hava’nın arzusuna seslenir. Yılan, insanın dışından gelen ayartıcı kötülüğün Tora’daki görünür anlatım biçimidir.
Nefeş HaHayim’in doğrudan söylediği şey, günah öncesinde kötülüğün insanın içinde değil, dışında bulunduğudur. Yılanın bu dışsal kötülüğün nesnel sembolü olduğu sonucu ise bu öğreti ile Bereşit anlatısının birlikte okunmasından çıkar. Kaynağın açık sözü ile ondan çıkarılan yorum birbirine karıştırılmamalıdır. Bununla birlikte bu yorum, metnin yapısını açıklayan güçlü bir görüştür.
Adam ile Hava gerçekten dışarıdan gelen bir ayartıyla karşılaşmıştır. Tora bu gerçek karşılaşmayı yılan biçiminde anlatır. Olayın gözle görülür biçimde tam olarak nasıl gerçekleştiğini açıklamaz. Günah sonrasında meydana gelen değişim ise açıktır: Önceden dışarıdan gelen ayartı insanın içine yerleşmiş, artık yabancı bir ses gibi değil, insanın kendi isteği ve düşüncesi gibi konuşmaya başlamıştır.
9. Etz HaDaat’tan sonra ne değişti?
Yılanın sözü, Hava’nın ağacı arzu edilir görmesi, meyvenin yenmesi, gözlerin açılması, çıplaklığın fark edilmesi, saklanma ve suçu başkasına aktarma tek bir dönüşümün aşamalarıdır (Bereşit 3:1-13).
İhlalden sonra arzu, korku, çıkar ve kendini koruma isteği insanın düşüncesine karışır. Adam “Yanımdaki kadın verdi”, Hava ise “Yılan beni aldattı” der. İkisi de ne olduğunu bilir; fakat bilgiyi sorumluluk almak için değil, kendilerini savunmak için kullanır. İnsan artık hem eylemde bulunabilen hem de eylemini gizleyebilen, hem hakikati bilebilen hem de bildiğine direnebilen, hem hakikati arayan hem de kendi arzusunu hakikat gibi gösterebilen bir varlık hâline gelir.
Rambam: Hakikatten arzu ve görünüşün karıştığı düzene
Rambam, More Nevuhim I:2’de meyveden yemeyi bir yükseliş değil, kayıp olarak açıklar. Adam başlangıçta emet-şeker, yani hakikat-yanlışlık düzeyinde açık bir akli kavrayışa sahiptir. Günah sonrasında ise tov-ra alanına; yani uygun-uygunsuz, güzel-çirkin ve toplum tarafından övülen-ayıplanan değerlendirmelere daha fazla bağlanır.
Rambam, “Meyve insanı ahlaklı yaptı” demez. Buyruk, özgürlük ve sorumluluk zaten vardır. Değişen şey, hakikat bilgisinin arzu, utanç, toplumun bakışı ve kişisel çıkarla karışmasıdır. Bu nedenle Etz HaDaat ahlaki bilincin doğuşunu değil, ahlaki yargının karışmasını anlatır.
Ramban ve Nefeş HaHayim: Kötülüğün insanın içine yerleşmesi
Ramban ve Nefeş HaHayim çizgisine göre düşüş, karşıt arzunun insanın içine yerleşmesidir. Yetzer HaRa (kötü eğilim) artık yalnız dışarıdan gelen bir ayartı değildir; insanın düşüncesi, duygusu ve bedensel isteği içinde çalışır. Bu nedenle yabancı bir ses gibi duyulmaz. “Ben böyle istiyorum”, “Benim için doğrusu buydu” veya “Başka seçeneğim yoktu” diyerek insanın kendi düşüncesi gibi konuşur.
Rambam’ın zihinsel açıklaması ile Ramban ve Nefeş HaHayim’in irade ve varoluş düzeni hakkındaki açıklaması aynı değildir; fakat birbirini tamamlar. Rambam, hakikati açıkça kavrama gücünün görünüş ve kişisel yararla nasıl karıştığını anlatır. Ramban ve Nefeş HaHayim ise karşıt arzunun insanın içine nasıl yerleştiğini açıklar. Böylece düşüşün iki yönü birlikte görülür.
Tikun bu yüzden benliği yok etmek değildir. İyi ile kötünün karışımını ayırmak, insanın bütün güçlerini Tanrısal amaca bağlamak ve iradeyi yeniden hakikatin hizmetine vermektir. Düşüşten sonra doğruyu seçmek daha zordur; fakat seçimin anlamı ortadan kalkmaz.
10. İki ağaç ve Gan Eden
İki ağaç: iki varoluş düzeni
Bereşit 2:9, Gan Eden’in merkezinde iki ağacı anar: Etz HaHayim (Yaşam Ağacı) ve Etz HaDaat Tov veRa (İyi ile Kötüyü Bilme Ağacı). Tora bu iki ağaç hakkında farklı hükümler verir. Etz HaDaat’ın meyvesi yasaklanır; bu yasak çiğnendikten sonra Etz HaHayim’e ulaşmak engellenir (Bereşit 3:22-24).
Bu iki ağaç sıradan bitkiler değildir. Etz HaHayim, Tanrısal kaynağa bağlı, bütünlüklü ve doğru yaşam düzenini anlatır. Etz HaDaat Tov veRa ise iyi ile kötünün insanın içinde birbirine karıştığı düzeni gösterir. Bunlar yalnız Adam’ın zihnindeki düşünceler de değildir; insanın karşılaştığı gerçek sınırı ve önündeki gerçek yaşam yollarını anlatan nesnel sembollerdir.
Adam’ın iç dünyasını değiştiren şey meyvenin kimyasal yapısı değildir. Değişim, Tanrı’nın koyduğu sınırın insan tarafından bilinçli biçimde aşılmasıyla gerçekleşmiştir. “Yemek”, dışarıda tutulmuş olan iyi-kötü karışımını insanın kendi varlığına almasını anlatır. Böylece kötülük yalnız dışarıdaki bir seçenek olmaktan çıkar; insanın arzularına, düşüncelerine ve kararlarına karışır.
Etz HaHayim: kaynağa bağlı yaşam
Etz HaHayim, Tanrısal kaynağa bağlı kesintisiz yaşamı ve insan güçlerinin doğru düzende birleşmesini anlatır. Düşüş öncesinde yaşam ile hakikat arasında kopukluk yoktur; insan bildiği hakikate karşı içsel yabancılaşma yaşamaz.
İhlalden sonra Etz HaHayim’e ulaşmanın engellenmesi yalnızca ceza değildir. İyi ile kötünün karıştığı insanın bu durumda sonsuza kadar yaşaması önlenir. Karışmış insan sınırsız ömre ve güce kavuşsaydı düşüş kalıcı hâle gelirdi. Ölüm, emek ve tarih ağır sonuçlardır; fakat aynı zamanda insana Teşuva ve Tikun için zaman açar.
Mişle 3:18 Tora’yı ona tutunanlar için Etz Hayim diye adlandırır. Yaşam Ağacı’na dönüş yasağı yok sayarak bahçeye zorla girmek değil, Tora’ya tutunarak insan güçlerini kaynağına yeniden bağlamaktır.
Keruvim ve alevli kılıç
Keruvim ve her yöne dönen alevli kılıç, Yaşam Ağacı’na rastgele veya zorla ulaşılamayacağını gösterir. Yol ortadan kaldırılmamış, korunmuştur. Bu nedenle Tanrısal yaşama dönüş mümkündür; fakat keduşa (kutsallık) bilinci, yirat Şamayim (Tanrı korkusu ve saygısı), arınma ve doğru hazırlık gerektirir.
Keruvim kutsal alanın sınırını gösterir. Alevli kılıç ise insanın içindeki iyi-kötü karışımının ayrılması gerektiğini anlatır. İnsan Yaşam Ağacı’na yalnız merakla, güç isteğiyle veya kendi arzusunu ölçü alarak yaklaşamaz. Tora, Teşuva ve Tikun yoluyla iç düzenini düzelterek yaklaşabilir.
Etz HaDaat: bilgiye değil, karışıma dair
Tora bilgisizliği ideal hâle getirmez. Adam yasağı anlayacak, varlıklara ad verecek ve seçim yapacak bilgiye zaten sahiptir. Ağacın sorunu bilgi sahibi olmak değildir. Sorun, tov ile ranın, yani iyi ile kötünün yaşanan bir karışım olarak insanın içine girmesidir.
İbranice yada (bilmek) fiili yalnızca zihinsel bilgi edinmeyi değil, yakın ve yaşanan bir bağ kurmayı da anlatabilir. Meyveyi yemek, dışarıdaki sınırı yalnız görmek değil, onunla kişisel bir bağ kurup onu kendi içine almaktır. İnsan iyi ile kötüyü yalnızca tanım olarak öğrenmez; karşıt yönelimleri kendi içinde yaşamaya başlar.
Daat sefirası ile bağlantısı
Daat, bağlayan ve içselleştiren bilgidir. Kabalistik sistemde Hokhma’nın (bilgelik kıvılcığının) ve Binah’ın (ayrıntılı kavrayışın) zihinsel içeriğini midot’a, yani duygusal niteliklere bağlar. Etz HaDaat ile Daat arasında bu bakımdan anlam yakınlığı vardır: Bilgi insanın içine bağlanır, kişiliğinin parçası olur ve davranışlarına iner.
Ancak “Etz HaDaat doğrudan Daat sefirasıdır” denemez. Ağacın adı önce iyi ile kötünün bilgisiyle ilgilidir. Daat bağlantısı ise bu bilginin insana nasıl bağlandığını açıklayan daha derin bir yorumdur.
Neden ağaç ve meyve?
Ağaç; kökü, gövdeyi, dalları ve meyveyi tek bir canlı süreçte birleştirir. Kök görünmeyen kaynağı, gövde devamlılığı, dallar tek kaynaktan çoğalan yönleri, meyve ise bütün sürecin görünür sonucunu gösterir. Ağaç kökleriyle topraktan su ve mineral alır, yapraklarıyla ışık ve havadan yararlanır, aldığı kaynakları büyümeye ve meyveye dönüştürür. Bu yüzden görünmeyen bir kaynağın nasıl görünür sonuç verdiğini güçlü biçimde anlatır.
Meyvenin yenmesi, seçimin yalnız düşüncede kalmadığını gösterir. İnsan sınırı uzaktan seyretmez; onu çiğneyerek kendi içine alır. Görmek ile yemek, bilmek ile kendine katmak arasındaki fark anlatının merkezindedir.
İbranice etz kelimesi önce “ağaç” veya “odun” demektir. Etzem (öz/kemik) kelimesiyle ses ve harf benzerliğine dayanan öğretici bir çağrışım kurulabilir. Fakat iki kelimenin aynı kökten geldiği veya aynı sözlük anlamını taşıdığı söylenmemelidir. Tora’nın derin anlamını göstermek için yanlış bir kelime kökenine ihtiyaç yoktur.
Gan Eden: Coğrafi dille anlatılan gerçek bir başlangıç alanı
Tora Eden’i yalnız insanın zihnindeki soyut bir huzur hâli olarak anlatmaz. Bahçeden bir nehir çıkar, dört kola ayrılır ve Pişon, Gihon, Hidekel ile Perat adları verilir (Bereşit 2:10-14). Bunlar coğrafi bir anlatım biçimidir. Ancak Gan Eden bugün haritada bulunabilecek sıradan bir bölge değildir. Yaşam Ağacı, Keruvim ve alevli kılıç, anlatılan alanın yalnız fiziksel coğrafyadan ibaret olmadığını gösterir.
Gan Eden, insanın Tanrı’ya yakın, düzenli, açık ve kaynağıyla uyum içinde bulunduğu gerçek başlangıç alanıdır. Eden’den çıkmak yalnızca bir yerden başka bir yere gitmek değildir. İnsan emek, acı, ölüm, saklanma ve içsel bölünmenin bulunduğu yeni bir yaşam düzenine geçmiştir.
11. Kabalistik düzlemde Adam ve Tikun
Kabala’ya göre Adam’ın etkisi yalnız kendi psikolojisiyle sınırlı değildir. Adam bütün insan ruhlarının ortak kökü olduğu için onun seçimi bütün insanlığın ruh düzeninde sonuç doğurur. Günah, iyi ile kötünün hem ruhun güçlerinde hem de maddi eylem alanında karışmasına yol açar. Tikun görevi de tarih boyunca devam eder.
Şaar HaGilgulim, insan ruhlarının Adam’ın bütün insanlığı kapsayan yapısındaki farklı kök ve uzuvlardan açıldığını anlatır. Bu yüzden hiçbir insanın ruhsal çalışması yalnız kendisini etkilemez. Her doğru seçim, mitsva ve Teşuva bütün insanlık düzenindeki ayrışma ve onarıma katkıda bulunur.
Tikun ne zaman başlar?
Sorumluluk Tanrı’nın buyruğuyla başlar. Adam’ın olumlu görevi de ihlalden önce verilmiştir: Gan Eden’i işlemek ve korumak. İhlal gerçekleştiğinde iyi ile kötü insanın içinde karışır. Bu yeni bozulmayı düzeltmek için düşüş sonrası Tikun gerekli hâle gelir.
Tikun geçmişi silmek veya düşüş hiç yaşanmamış gibi davranmak değildir. İnsan, çatışmalı iç dünyası içinde doğruyu seçer, birbirine karışmış güçleri ayırır ve maddi eylemlerini Tanrısal amaca yöneltir. Düşüş öncesindeki uyum insana verilmişti. Tikun sonunda kurulacak uyum ise sınanarak, seçilerek ve emek verilerek kazanılır.
Mitsvalar bu onarımın yalnız düşüncede kalan fikirleri değil, dünyada yapılan gerçek eylemleridir. Yemek, konuşmak, çalışmak, aile kurmak, adaleti sağlamak ve maddi varlıkları doğru amaçla kullanmak Tikun’un alanına girer. Kabala insanı maddeden kaçmaya değil, maddenin içindeki imkânı Tanrı’nın iradesine bağlamaya çağırır.
Fiziksel zaman ve sorumluluk tarihi
Bereşit’in ilk günlerinden itibaren akşam, sabah, sıra ve değişim vardır. Gök cisimleri de zamanın işaretleri olarak verilir (Bereşit 1:14). Bu nedenle Adam’dan önce fiziksel zaman ve biyolojik geçmiş vardır. Adam’la başlayan şey zamanın kendisi değil; insan eyleminin açıkça buyruk, günah, yargı, Teşuva ve Tikun anlamı kazanmasıdır.
12. Bilimin ortaya koyduğu insanlık tarihi
Bilim fosilleri, DNA’yı, insan anatomisini, araçları, sanatı, yerleşimleri ve beynin işleyişini inceler. Neşama, Tanrısal hitap ve buyruğun bağlayıcılığı ise fiziksel olarak ölçülebilen şeyler değildir. Bu nedenle bilim Adam’ın Tanrı karşısındaki konumunu doğrudan ölçemez. Fakat Tora’ya eklenen fiziksel varsayımların bilimsel verilerle uyuşup uyuşmadığını inceleyebilir.
Homo sapiens yüz binlerce yıldır vardır
Fas’taki Jebel Irhoud fosilleri yaklaşık 315 bin yıl öncesine tarihlenir ve erken Homo sapiens tarihinin en önemli bulguları arasındadır. Afrika’daki başka bulgular da türümüzün tek bir anda ve tek bir yerde bugünkü bütün özellikleriyle ortaya çıkmadığını gösterir. Homo sapiens uzun süren ve farklı insan topluluklarını kapsayan bir gelişim geçirmiştir (Hublin ve diğerleri, 2017; Richter ve diğerleri, 2017).
Bu bulgular Tora’yı çürütmez. Tora, anatomik Homo sapiens türünün yalnız birkaç bin yıl önce ortaya çıktığını söylemez. Adam ilk anatomik Homo sapiens değil, Tanrı karşısındaki sorumluluk düzeninin ilk açık tarihsel muhatabıdır.
Sembolik davranış çok eskidir
Sembolik davranışın yaklaşık 70-50 bin yıl önce birdenbire başladığı yönündeki eski görüş artık yeterli değildir. Bizmoune Mağarası’nda bulunan kişisel süs eşyaları yaklaşık 142 bin yıl öncesine tarihlenir. Afrika ve Levant’taki başka bulgular da sembol, kimlik ve toplumsal anlam üretiminin uzun bir süreçte ve farklı bölgelerde geliştiğini gösterir (Sehasseh ve diğerleri, 2021).
Bu bulgular Adam’ın benzersizliğini resim yapmak, boncuk kullanmak veya karmaşık sesler çıkarmak gibi tek bir beceriye bağlayamayacağımızı gösterir. Arkeolojik bir nesne, onu yapan toplumun estetik ve toplumsal anlam ürettiğini gösterebilir. Fakat o kişinin Tanrı’nın buyruğu karşısındaki ruhsal konumunu göstermez.
Göbeklitepe ve Çatalhöyük
Göbeklitepe’nin MÖ 10. ve 9. binyıllara uzanan anıtsal yapıları, avcı-toplayıcı ve erken yerleşik topluluklarda uzmanlık, simgesel anlatım ve geniş bir toplumsal örgütlenme bulunduğunu gösterir. Çatalhöyük’ün Neolitik katmanları da sanatın, gömü uygulamalarının, sembollerin ve karmaşık yerleşik hayatın güçlü kanıtlarını taşır.
Bu bulgular, dinin, toplumsal düzenin veya sembolik düşüncenin yalnız birkaç bin yıl önce başladığı iddiasını geçersiz kılar. Ancak arkeoloji, taşlardan ve yapılardan bir toplumun bütün inanç sistemini okuyamaz. “Yalnız doğa güçlerine tapıyorlardı” demek de “Tam bir tek Tanrı bilincine sahiptiler” demek de eldeki verilerin ötesine geçer.
Yazı, hukuk ve ahlakın kaydı
Güney Mezopotamya’daki en eski yazı tabletleri yaklaşık MÖ 3300’e aittir. İlk tabletlerin önemli bir bölümü ekonomik kayıtlardır. Günümüze ulaşan yasa derlemeleri daha geç tarihlidir; Ur-Nammu yasaları yaklaşık MÖ 2100-2000 dönemine aittir (Woods, 2010; Roth, 1997).
Bu bilgiler, yazıdan önce yaşayan toplumların kuralsız veya ahlaksız olduğu anlamına gelmez. Sözlü kurallar, yaptırımlar, akrabalık görevleri ve toplumsal sorumluluklar yazıdan çok daha eskidir. Yazının bulunması ahlakın başlangıcı değil, kuralların kalıcı ve düzenli biçimde kayda geçirilmesinde yeni bir aşamadır.
Bilimsel veriler neyi gösterir, neyi göstermez?
Bilimsel veriler Adam’ın tarihsel varlığını veya Tanrısal vahyi bilimsel yöntemle kanıtlamaz. Aynı şekilde Tanrısal hitabı veya neşamayı da çürütemez. Bilimin gösterdiği şey, insan bedeninin ve kültürünün çok eski, uzun ve farklı toplulukları kapsayan bir geçmişe sahip olduğudur. Bu geçmiş, Tora’nın Adam hakkında söylediği tarihsel ve sorumlulukla ilgili hükümlerle zorunlu olarak çatışmaz.
Çatışma, Tora’ya metnin söylemediği ek varsayımlar yüklendiğinde ortaya çıkar. Adam’ın ilk anatomik Homo sapiens olduğu, döneminde başka insan topluluklarının bulunmadığı, meyvenin ruhu kimyasal olarak değiştirdiği, yılanın doğal biçimde insan dili konuşan sıradan bir sürüngen olduğu veya Eden’in bugünkü haritada bulunabilecek sıradan bir bahçe olduğu kabul edilirse bilimsel ve mantıksal sorunlar doğar. Bu varsayımlar, bu yazının savunduğu peşatın parçası değildir.
13. Adam anlatısı bugün bize ne söyler?
Bereşit yalnız geçmişte yaşamış insanların başına gelen bir olayı anlatmaz. Aynı zamanda her insanın içinde işleyen sorumluluk düzenini gösterir. İnsan hakikati işitir, bir sınırla karşılaşır, arzusunu güzel ve yararlı görür, seçim yapar, çıplaklığını fark eder, saklanır, mazeret üretir ve sonunda Tanrı’nın “Ayeka – Neredesin?” sorusuyla yüzleşir.
Tanrı bu soruyu Adam’ın nerede olduğunu bilmediği için sormaz. Adam’ın kendi durumunu görmesini ister: Sana verilen buyruk karşısında neredesin? Yaptığın seçimin sorumluluğunu taşıyor musun? Kendini hangi sözün arkasına saklıyorsun?
Bilgi sorumluluğu büyütür
Günümüzde insanın bilgisi ve dünyaya müdahale gücü geçmiş kuşaklardan çok daha büyüktür. Genetik mühendislik, yapay zeka, nükleer teknoloji ve bütün gezegeni etkileyen ekonomik sistemler, bir şeyi bilmek ile onu yapabilmek arasındaki mesafeyi azaltmıştır. Fakat bir şeyi yapabiliyor olmak, onu yapmanın doğru olduğu anlamına gelmez.
Etz HaDaat’ın bugün sorduğu asıl soru “Ne kadar biliyoruz?” değil, “Bilgimizi hangi iradenin hizmetine verdik?” sorusudur. Bilgi Tanrısal amaca bağlanırsa hayatı korur. Kibre, çıkara ve başkalarına hükmetme isteğine bağlanırsa düşüşü daha güçlü araçlarla tekrarlar. Teknolojiyi tasarlayan, amacını belirleyen ve kullanan insan yaptığı şeyden sorumludur.
Tikun sorumluluğu geri almaktır
Adam ile Hava’nın ihlalden sonraki ilk tepkisi sorumluluğu üstlenmek değildir. Adam kadını, kadın ise yılanı suçlar. Tikun’un insanın içinde başlayan ilk hareketi bunun tersidir: Kişi yaptığı eylemi, niyetini ve ortaya çıkan sonucu kendisine ait kabul eder.
Bir hatayı kabul etmek yalnızca insanı psikolojik olarak rahatlatmaz; hakikati yeniden hayatın merkezine koyar. Yanlışı savunmak veya örtmek yerine açıkça kabul etmek, verilen zararı gidermek, özür dilemek ve aynı hatanın tekrarlanmaması için sınır koymak Tikun’un günlük hayattaki biçimleridir.
Eden’e dönüş
Eden’e dönüş, kırılma hiç yaşanmamış gibi çocukça bir saflığa geri dönmek değildir. Teşuva ve Tikun, yaşananların sonucunu inkar etmeden insanın güçlerini yeniden düzene koyar. Düşüş öncesindeki birlik insana verilmişti; dönüşte kurulan birlik ise seçilerek ve emek verilerek kazanılır.
İnsan geçmişini silemez; fakat geçmişinin geleceğini nasıl etkileyeceğini değiştirebilir. Günahın sonucu, yargı ve ölüm gerçektir. Teşuva, bağışlanma ve onarım imkanı da gerçektir. Tora ne “Hata önemsizdir” der ne de “Hata yapan için artık hiçbir yol yoktur” der. Hakikati ve dönüş imkanını birlikte öğretir.
Adam anlatısında olayların sırası
| Aşama | Tespit |
| Kozmik ve biyolojik geçmiş | Adam’dan önce fiziksel zaman vardır; Homo sapiens’in maddi tarihi yüz binlerce yıl geriye gider. |
| Adam’ın konumu | Adam tarihsel kişi, ilk insan, insanlığın atası, Tanrısal buyruğun ilk açık muhatabı ve kolektif ruh köküdür. |
| Buyruğun verilmesi | Özgür seçim vardır; açık sorumluluk tarihi buyrukla başlar. |
| Yılan ve ayartı | Kötülük insana dışarıdan yönelir; yılan bu gerçek ayartının anlatıdaki nesnel sembolüdür. |
| İhlal | Tanrısal sınır bilinçli biçimde aşılır; iyi ile kötü insanın içinde karışır. |
| Eden’den çıkış | Utanç, saklanma, emek, ölüm ve içsel bölünme insan tarihinin yeni şartları olur. |
| Düşüş sonrası Tikun | Teşuva, mitsvalar ve doğru seçim yoluyla insanın içine karışan iyi ile kötünün ayrılması başlar. |
| İnsanlığın kökü | Adam’ın insanlığın kökü olması; soy bağına, temsilî başlangıca, ortak tarihe ve ruhsal birliğe dayanan farklı yönler taşır. |
14. Sonuç: Adam anlatısının ortaya koyduğu gerçek
Adam HaRişon anlatısı, bilimsel bilgiler arttıkça geri çekilmesi gereken eski bir zooloji teorisi değildir. Tora fosilleri sınıflandırmak için değil, insanın Tanrı karşısındaki yerini bildirmek için konuşur. Yeryüzünde Tanrı’nın sözünü anlayan, bu söz karşısında özgürce seçim yapan ve seçimiyle yaratılışta gerçek sonuçlar meydana getiren insan vardır.
Adam ilk insandır; fakat bu, onun “anatomik olarak en eski insan bedenine sahip kişi” olduğu anlamına indirgenemez. Adam gerçekten yaşamış kişi, insanlığın atası, Tanrısal buyruğun ilk açık muhatabı, evrensel sorumluluğun başlangıcı ve insan ruhlarının ortak köküdür. Adam’dan daha eski tarihlere ait Homo sapiens bulguları bu görüşü çürütemez. Çünkü bedensel tür, zihinsel beceri, neşama ve Tanrı karşısındaki yükümlülük aynı şey değildir.
Etz HaDaat insanı insan yapmamıştır. İnsan zaten tzelem Elokim’e, akla, konuşma gücüne ve özgür iradeye sahiptir. Değişim, Tanrı’nın koyduğu sınırın bilinçli biçimde aşılması ve kötülüğün insanın içine alınmasıyla meydana gelmiştir. İyi ile kötü insanın içinde birbirine karışmış; hakikati bilmek artık arzu, çıkar, utanç ve kendini savunma isteğiyle mücadele etmek zorunda kalmıştır.
Adam ve ihlal gerçektir. Etz HaHayim, Etz HaDaat, yılan ve Gan Eden de gerçek bir olayı anlatır; fakat bunu sıradan fiziksel nesneler olarak değil, olayın derin yapısını gösteren nesnel semboller olarak yapar. Etz HaHayim Tanrısal kaynağa bağlı yaşamı, Etz HaDaat sınırı ve iyi-kötü karışımını, yılan dışarıdan gelen ayartıyı, Gan Eden ise Tanrı’ya yakınlık ve bütünlük içindeki başlangıç alanını anlatır.
İnsanın sorumluluğu Tanrı’nın buyruğuyla başlamıştır. Buyruk çiğnendiğinde insanın içine yeni bir karışım girmiş ve bu bozulmayı düzeltmek için düşüş sonrası Tikun süreci başlamıştır. Adam anlatısının bugün için verdiği hüküm de budur: İnsan yalnızca yaptığı eylemin faili değil, onun hesabını taşıyan kişidir. Dönüş ise sorumluluğu yeniden üstlenmekle başlar.
Kutsal Kitabınızı bilin!
Kutsal Kitabınızı bilirseniz, hiç kimse Tanrı’ya olan inancınızı ve O’nunla olan bağlantınızı çalamayacaktır.