Tanrı’nın özü mü “iyi”dir, yoksa “iyi” Tanrı tarafından mı yaratılmıştır?

Seçenek 1
İyilik yaratılmışsa Tanrı onu başka türlü belirleyebilirdi. Dolayısıyla iyi olan, Tanrı’nın belirlediği ölçüte uygun olandır.
Seçenek 2
İyilik Tanrı’nın özü ise değişemez; iyi olan Tanrı’nın özüyle uyumlu olandır.
“Ölçüt”, bir davranışı neden iyi saydığımızı gösteren dayanaktır. “Öz” ise Tanrı’nın kendisini, ne olduğunu anlatır. Yalnız Tanrı yaratılmamıştır. Varlığı kendisine aittir; var olmaması imkansızdır. Tanrı birdir, parçalardan oluşmaz ve özü değişmez. Bu özellikler tek başına O’nun ahlaken iyi olduğunu kanıtlamaz. İkinci seçenek için iki kabul daha gerekir: Tanrı’nın iyiliği doğrudan kendisine aittir. Bu iyilik, yaratılmışların hayatını, haklarını ve gelişmesini gözetir. İlk seçenek iyiliğin kaynağını Tanrı’nın kararında, ikinci seçenek ise Tanrı’nın kendisinde bulur.
Aç bir insana yiyecek verdiğimizde bir iyilik yaparız. İnsan, yiyecek ve yardımın sonucu yaratılmıştır. Fakat yardımı iyi yapan şeyin kaynağı henüz açıklanmış değildir. Bu yardım Tanrı öyle belirlediği için mi iyidir? Yoksa Tanrı’nın kendi iyiliğini yansıttığı için mi? “İyi” sözcüğünü öğrenir, onunla bir kavram düşünürüz. Bu düşünce zihnimizde oluşur. Düşüncenin anlattığı gerçeklik ise ayrı bir şeydir. “Hayat” sözcüğüyle hayatın kendisi nasıl ayrıysa, iyilik kavramıyla iyiliğin kaynağı da ayrıdır.
Birinci seçenekte Tanrı bir ölçüt belirler. Davranışlar bu ölçüte uydukları için iyi olur. Tanrı başka bir ölçüt seçebilirse, bazı davranışların değeri de değişebilir. Burada yalnız adlar değişmez. Bir davranışı iyi yapan şey de değişir. Bu seçim amaçlı ve hikmetli olabilir. Hikmet, bilgiye ve bir amaca dayanarak seçim yapmaktır. Asıl soru, hikmetin iyiliği nasıl belirlediğidir.
Masum bir insana sırf zevk için zarar verildiğini düşünelim. Kişi, niyet, zarar ve sonuçlar aynı kalsın. Tanrı bu davranışı iyi yapan bir ölçüt seçebilirse, davranış o düzende gerçekten iyi olur. Fakat bazı görevleri farklı belirleyebilmesi, bu zararı da iyi kılabileceğini göstermez. “Tanrı bunu istemiyor” sözü, neyi seçtiğini bildirir. Tersini seçip seçemeyeceği başka bir sorudur. Başka türlü seçebilmek, sonradan fikir değiştirmek anlamına da gelmez. Bu dünya yerine başka bir dünyanın mümkün olması demektir.
Bir şeyin yaratılmış olması, varlığını Tanrı’ya borçlu olmasıdır. Başka türlü yaratılabilmesi ise farklı bir biçiminin mümkün olmasıdır. Biri nereden geldiğini, diğeri nasıl olabileceğini anlatır. Birinci seçenek bu iki iddiayı birlikte kabul eder: Tanrı iyiliğin ölçütünü yaratır ve başka ölçütler de seçebilir. Bu, bazı davranışların değerinin farklı olabileceği anlamına gelir. Bütün değerlerin tersine çevrilebilmesi ise daha büyük bir iddiadır. Masuma aynı zararı vermenin iyi olabileceğini söylemek için, özellikle bu zararı iyi yapan ölçütün de mümkün olduğunu göstermek gerekir.
Hikmetin görevi hayatı, adaleti ve hakları koruyan bir ölçüt seçmekse, bu değerler seçimin dayanağıdır. O zaman hayatın ve adaletin neden değerli olduğu sorusu ortaya çıkar. Değerleri Tanrı’nın kendi iyiliğinden geliyorsa ikinci seçeneğe ulaşılır. Değerlerini bir kararla kazanıyorlarsa, bu karara dayanırız. Hikmet iyiliğin bütün içeriğini seçimle belirliyorsa birinci seçenek geçerlidir. Tanrı bir amaç seçer ve o amaca uygun bir düzen kurar. Amacın iyi oluşu da seçtiği ölçüte dayanır. Önce neyin iyi olduğu belirlenir. Sonra davranışın buna uyup uymadığı değerlendirilir. Bunlar iki ayrı sorudur.
Birinci seçenekte “Tanrı iyidir” sözü, “Tanrı koyduğu ölçüte uyar” anlamına gelir. Tanrı’nın iyi oluşu bu ölçüte dayanır. Ölçüt henüz belirlenmemişken aynı anlamda bir iyilikten söz edilemez. İkinci seçenekte ise iyilik doğrudan Tanrı’ya aittir. Tanrı iyi olmak için yaratılmış bir kurala ihtiyaç duymaz. İyi oluşu böyle bir kurala bağlı olsaydı, kendi iyiliği de yaratılışa bağlı olurdu. İkinci seçeneğin dayandığı kabul budur: Tanrı iyiliğini yaratılıştan kazanmaz. Bu kabul yalnız birliğinden ve değişmezliğinden çıkmaz.
İkinci seçenekte hiçbir dünya yaratılmasa da Tanrı iyidir. Dolayısıyla kendi iyiliği dünyanın varlığına bağlı değildir. Yalnız Tanrı yaratılmamıştır. Yaratılmamış iyilik de O’nun yanında duran başka bir varlık olamaz. Tanrı’nın kendisine aittir. “İyilik ezelidir” sözü, iki ezeli varlığın bulunduğunu söylemez. Tanrı’nın iyi oluşunun da başlangıcı olmadığını söyler.1
Tanrı parçalardan oluşmaz. Bu nedenle kendisine ait iyilik özüyle birdir. Bilgi, irade, güç ve iyilik bir araya gelip Tanrı’yı oluşturmaz. “Mutlak basitlik”, hiçbir parçadan oluşmamak demektir. Bu sözcüklerle aynı Tanrı hakkında farklı şeyler söyleriz. Sözcüklerin farklı olması Tanrı’nın içinde ayrı parçalar bulunduğu anlamına gelmez. İyilik O’nun içindeki ayrı bir parça olsaydı, Tanrı parçalardan oluşurdu. Sonradan kazandığı bir özellik olsaydı, Tanrı değişirdi. Özüyle bir olan iyiliği de özü gibi değişmezdir.2
İyilik değişmeden görevler değişebilir. Çünkü her varlığın ihtiyaçları ve sorumlulukları aynı değildir. Beslenmeye ihtiyaç duymayan varlıkların yaşadığı bir dünya düşünelim. Orada aç birini doyurma görevi bulunmaz. Açlık olmadığı için böyle bir yardıma ihtiyaç da yoktur. İyilik değişmemiştir; bu yardımı gerekli yapan ihtiyaç yoktur. Bir dal nasıl köke bağlıysa, yaratılmışların ulaştığı iyilik de Tanrı’ya bağlıdır. İhtiyaçlar değişince yardımın biçimi de değişir. İhtiyaç, hak ve sorumluluklar aynı kaldığında ise yardımın değeri aynı dayanağa bağlı kalır.3
Tanrı’nın iyiliği dünyada varlıkların hayat bulması, yaşaması ve gelişmesiyle görünür olur. İyiliğin kaynağı Tanrı’dır. Bu kaynağa bağlı varlıklar ve onların ulaştığı iyilikler ise yaratılmıştır. Bir insana verilen hayat, Tanrı’nın özü değildir. Tanrı’nın yarattığı bir hayattır. İnsanın kazandığı hayat ve gelişme, Tanrı’nın iyiliğine bağlı sonuçlardır. Böylece kaynakla onun dünyadaki sonucu ayrılır.4
Or–Kli, yani ışık–kap benzetmesi bu ilişkiyi anlatır. Aynı kaynaktan gelen ışık, farklı kaplarda farklı biçimlerde görünür. Kaynak bir kalır. Görünüşler ise kaplara göre değişir. Tanrı’nın farklı varlıklarla ilişkileri de farklı sonuçlar doğurur. Verilen hayat, karşılanan ihtiyaç ve yüklenen görev değişebilir. İlahi irade, Tanrı’nın neyi istediğidir. Bu irade özüyle birdir. İstediği belirli düzen ise yaratılmış dünyada gerçekleşir. Işık–kap benzetmesi, farklı sonuçların tek kaynağa bağlılığını gösterir. Belirli düzenin neden gerçekleştiğini ise Tanrı’nın seçimi açıklar.5
“İyilik Tanrı’nın özüyle birdir” derken, iyiliğin doğrudan Tanrı’ya ait olduğunu söyleriz. İyilik O’ndan ayrı bir varlık veya içinde ayrı bir parça değildir. Ancak “iyi” ile “Tanrı” sözcükleri aynı anlama gelmez. “İyi” ahlaki bir değer bildirir. “Tanrı” ise bu değerin kaynağı olan varlığı adlandırır. Aynı varlık hakkında farklı şeyler söylemek o varlığı parçalara bölmez. “Tanrı iyidir” sözü, O’nun hakkında bilgi verir. Bütün özünü tanımlamaz. Tanrı’nın bir olduğunu bilmekle bütün gerçekliğini kavramak nasıl ayrıysa, iyi olduğunu bilmekle özünü bütünüyle kavramak da ayrıdır.
Tanrı’nın yaptıklarından yaratılmışlarla ilişkisini tanırız. Merhamet, cömertlik ve yargı dediğimiz sonuçlar birbirinden farklıdır. Farklı adlar bu farklı sonuçları anlatır. Bir davranışı merhamet olarak tanıdığımızda, bize ulaşan sonucu tanırız. İyiliğin Tanrı’nın kendisine ait olduğunu söylediğimizde ise bu sonucun kaynağı hakkında konuşuruz. Tanrı’nın kendi iyiliğiyle bu iyiliğin dünyadaki sonucu aynı şey değildir.6
Tanrı’nın belirli bir emri, belirli bir görev doğurur. Emrin kime verildiği, hangi durumda yerine getirileceği ve amacı yaratılmış hayatla ilgilidir. Emir insanı bir davranışa yöneltir. Bu davranış onun gelişmesine ve Tanrı’ya bağlanmasına hizmet eder. İyiliğin kaynağı Tanrı’dır. Ona ulaşmanın belirli yolu ise insanın yapısına ve görevine bağlıdır. Bir davranış iyi olabilir. Fakat herkesin, her durumda onu yapması gerekmeyebilir. Emir, kimin bu davranışı yapmakla yükümlü olduğunu belirleyebilir.7
İnsan için iyilik hayatta somut bir karşılık bulur. Yaşamak, anlamak, güven kurmak ve sorumluluk taşımak insanın kazandığı iyiliklerdir. Açlık giderildiğinde hayat sürer. Doğru söz, güvenilir iletişimi sağlar. Haklar korunduğunda insan emeğinin karşılığını kaybetmez. Bunların değeri anlık hazdan daha geniştir. Hayatı değerli saydığımızda, onu koruyan davranışlar için de bir gerekçemiz olur. İnsanın aklı, yaşayışı ve ilişkileri iyiliğin dünyadaki içeriğini gösterir. Böylece “iyi” sözü yalnız bir övgü olarak kalmaz.
“Bu insan canlıdır” sözü bir olguyu bildirir. “Bu insanın hayatı değerlidir” sözü ise ahlaki bir yargıdır. İkincisi yalnız ilk cümleden çıkmaz. Hayatı ve aklı korumayı değerli bulduğumuzda, aynı gerekçe aynı durumdaki başka insanlar için de geçerlidir. İhtiyaçları ve hakları aynı olan iki insan düşünelim. İkisinden biri bize yakın olsun. Bu yakınlık, diğerinin hayatını değersiz saymamız için gerekçe değildir. Hayatlarını değerli yapan neden aynıysa, aynı nedeni ikisi için de kabul etmemiz gerekir. Adalet, insanların ihtiyaçları ve sorumlulukları arasındaki farkları dikkate alır. Aynı durumda olanlara ise aynı gerekçeyle yaklaşır. Cömertlik ve sorumluluk da bu insan hayatında anlam kazanır.
Tanrı’nın kendisinin iyi olması bir kabuldür. Bu iyiliğin yaratılmışların iyiliğini gözetmesi ikinci bir kabuldür. Aralarındaki bağ yaratılışın amacında görünür. İnsan hayat, anlayış ve sorumluluk kazanmak için yaratılmıştır. Bunları koruyan davranışlar bu amacı gerçekleştirir. Sırf eğlence için yok eden davranışlar ise amaca karşıdır. Yaratılmışların gelişmesini gözetmek, ikinci seçenekte Tanrı’nın değişmez iyiliğine dayanır. Bu nedenle farklı bir dünyada da varlıkların kendi yapılarına uygun gelişmesi gözetilir. Amaç yalnız bir kararla iyi olsaydı, başka bir amacın da iyi kılınabilmesi sorusu yeniden doğardı. Tanrı’nın eksiksiz oluşuyla insanın gelişmesini istemesi aynı iddia değildir. İnsan ahlakını Tanrı’nın iyiliğine bağlayan, yaratılışın bu amacıdır. Neyin iyi olduğunu akılla tanıyabiliriz. İkinci seçeneğe göre iyiliğin kaynağı yine Tanrı’dır.
“Tanrı ne olursa olsun iyidir” demek, sevgiyle zulmün farkını açıklamaz. Tanrı’nın iyi olduğunu söylerken bunun ne anlama geldiğini de belirtmek gerekir. Yaratılmışlarla ilişkisinde hayatı, adaleti ve gelişmeyi gözetir. Bu iyiliği yansıtan davranışlar da aynı değerleri korur. İnsan yardım ederek iyilik yapar. Tanrı’nın iyiliği ise böyle bir yardımın kaynağıdır. O, bir eylem yaptıktan sonra iyi hale gelmez. İyi oluşu sonradan kazandığı bir özellik değildir.8
Cömertlik, başka bir insanın hayatına ve gelişmesine katkıda bulunmaktır. Kendi malımızla ihtiyaç sahibine yardım etmek iyidir. Başkasının malını çalıp dağıtmak ise onun hakkını çiğner. Yardım edecek imkanı olmayan kişiyle, imkanı olduğu halde ciddi bir ihtiyacı umursamayan kişi de aynı durumda değildir. Yardımın değerini belirlerken ihtiyaca, haklara, niyete ve sorumluluklara birlikte bakarız. Her yardım etmeyişi aynı kötülük saymak, insanlar arasındaki bu gerçek farkları gözden kaçırır.
Masuma sırf zevk için zarar veren kişi, bir insanın hayatını ve bedenini kendi eğlencesine araç yapar. Kişi, acı, niyet ve sonuçlar aynı kaldığında davranışın bu özelliği de değişmez. Bu zarar, insanın hayatını, haklarını ve gelişmesini koruyan iyiliğe karşıdır. İkinci seçenekte Tanrı’nın değişmez iyiliği bu değerleri gözetir. Dolayısıyla aynı zararı başka bir ölçütle iyi kılmak, koruduğu değeri reddetmek olur. İnsanın ihtiyacının değişmesiyle aynı ihtiyacın ve hakkın yok sayılması ayrı şeylerdir. İlkinde gereken yardım değişir. İkincisinde ise aynı haksızlık iyi ilan edilir.9
Bazı görevlerin ayrıntısını Tanrı’nın emri belirler. Belirli bir gün oruç tutmak emredildiğinde o gün oruç tutmak görev olur. Başka bir gün seçilseydi görev de o güne ait olurdu. Bir kişiye verilen sorumluluk, başka bir düzende başka bir kişiye verilebilir. Gün ve kişi değişebilir. Fakat bu ayrıntılarla onları iyi yapan temel amaç aynı şey değildir. Amaç iyiliğe ulaşmaktır. Gün, kişi ve davranış ise bu amaca ulaşmak için belirlenen yolun parçalarıdır.10
Tanrı kendi iyiliğinin tersini seçemiyorsa özgür değil midir? Dışarıdaki bir gücün Tanrı’yı zorlamasıyla Tanrı’nın ne olduğu aynı şey değildir. Tanrı’nın var olmaması imkansızdır. Varlığı kendisine aittir. Birliği ve değişmezliği de kendisine aittir. Her türlü zorunluluğu reddedersek, Tanrı’nın zorunlu varlığını da reddetmiş oluruz. Tanrı’nın kendisi değişmezdir. Özüyle bir olan iyiliği de bu yüzden değişmezdir. Dışarıdaki bir güç O’nu buna zorlamaz. Kendi iyiliğine uygun farklı düzenler arasında özgürce seçim yapabilir. Özünün tersine dönüşmesi ise değişmez oluşuyla çelişir.11
Bir ilişki değiştiğinde, ilişkinin iki tarafının da değişmesi gerekmez. Bir ağaca doğru yürüyelim, sonra ondan uzaklaşalım. Ağaç önce bize uzak, sonra yakın, sonra yeniden uzak olur. Ağacın kendisi değişmemiştir. Değişen, bizimle arasındaki ilişkidir. Tanrı’nın farklı dünyalarla ilişkileri de tek başına O’nun içinde farklı parçalar bulunduğunu göstermez. “Tanrı bu dünyanın yaratıcısıdır” sözü hem Tanrı’yla hem bu dünyayla ilgilidir. Sözün doğru olması için bu belirli dünya da var olmalıdır. Dünyayla ilgili her bilgi, yalnız Tanrı’nın özüne ait bir bilgi değildir.
Tek sonucu kaçınılmaz biçimde üreten bir nedenle özgürce seçim yapan bir varlık farklıdır. Özgürce seçim yapan varlık, mümkün sonuçlardan birini kendisi gerçekleştirir. Tanrı’yı böyle bir varlık olarak kabul ettiğimizde, O’nun zorunlu varlığı bu belirli dünyayı zorunlu kılmaz. Aynı iyiliğe uygun farklı yaratılışlar mümkündür. Değişen Tanrı’nın özü değildir; yarattığı dünya ve o dünyayla ilişkisidir. Seçimi yapan Tanrı’nın kendisidir.
Bu dünyayı yaratmak Tanrı’nın özünün kaçınılmaz sonucu olsaydı, başka bir dünya yaratması mümkün olmazdı. Özgür seçim anlayışı ise başka dünyaları yaratabilmesini kabul eder. Tanrı bir ve değişmezdir. Farklı sonuçlar gerçekleştirebilme gücü de kendisine aittir. Bu dünyayı bilerek ve isteyerek yaratır. Kendi varlığı dünyanın varlığına bağlı değildir. Başka bir dünya yaratabilmesi, zaman içinde fikir değiştirmesi anlamına gelmez.12
Tanrı’yı seçime zorlayan dış bir neden yoktur. Fakat bundan, her seçimin tam tersini de yapabileceği sonucu çıkmaz. Tanrı’nın neyi istediğini bilmek, tersini de isteyebileceğini göstermez. Tanrı’nın neyi istediğini henüz bilmiyorsak, bundan da tersini isteyebileceği sonucu çıkmaz. Bilgimizin eksik olması, Tanrı’nın hangi seçenekleri gerçekleştirebileceğini belirlemez.13
“Tanrı birdir” derken “Tanrı bir değildir” sözünü reddederiz. İkisini aynı anda ve aynı anlamda doğru sayarsak, bir olmakla olmamak arasında fark kalmaz. Çelişmezlik, bir sözle tam tersinin aynı anda ve aynı anlamda birlikte doğru olmamasıdır. Bu ilke sözlerin anlamını korur. Tanrı’nın zorunlu varlığını ve değişmezliğini kabul etmek de bu ayrımı içerir.
“Aynı şey aynı anda ve aynı bakımdan hem vardır hem yoktur” dediğimizde, önce söylediğimiz varlığı hemen reddederiz. Bu söz, gerçekleştirilecek bir durum tarif etmez. Güç, mümkün bir işi yapma gücüdür. Çelişkili bir istek ise yapılacak işi tanımlamaz. Tanrı’nın kendisini yok etmesi, zorunlu varlığıyla çelişir. Özünü değiştirmesi de değişmezliğiyle çelişir. Çelişmezlik, Tanrı’yı sınırlayan dış bir güç değildir. Tanrı hakkında söylediklerimizin bir anlam taşımasını sağlar.14
Anlayamadığımız her şey çelişkili değildir. Bir dünya, bildiğimiz neden-sonuç ilişkilerinden farklı bir düzene sahip olabilir. Böyle bir dünyayı açıklayamamamız onu imkansız yapmaz. Farklı bir doğa düzeniyle, aynı şeyin aynı anda ve aynı bakımdan hem var hem yok olması ayrı şeylerdir. Bizim bilgimizin sınırı, mümkün olanların sınırı değildir.15
Birinci seçenekte iyiliği Tanrı’nın seçtiği ölçüt oluşturur. Tanrı’nın iyi oluşu da o ölçüte uygun olmasıdır. İkinci seçenekte ise Tanrı iyiliğini bir ölçütten kazanmaz; kendisi iyidir. Kendi iyiliği, yaratılmışların hayatını, haklarını ve gelişmesini gözetir. İyiliğin kaynağı Tanrı’nın özüdür. İyilik özüyle birdir. Yaratılmış olan, bu iyiliğin belirli varlıklarda gerçekleştiği hayat, emir ve görev düzenidir. Tanrı farklı düzenler seçebilir. Kendi iyiliğinin tersine dönüşemez. Birliği ve parçalardan oluşmaması, iyiliğin O’nun içinde ayrı bir unsur olmadığını gösterir. Hayatın, adaletin ve gelişmenin korunması ise bu iyiliğin dünyadaki anlamını gösterir.
Kaynaklar ve notlar
- Ramhal, Dereh HaŞem, I.2.1–3: Tanrı’nın kendisine ait gerçek ve tam iyilik ile yaratılmışların bu iyilikten yararlanması ayrılır. Yaratılmışların yetkinliği, yani ulaşabildikleri eksiksizlik, dalın köke bağlılığıyla anlatılır. ↩
- Dereh HaŞem, I.1.5: İrade, hikmet, güç ve diğer yetkinlikler Tanrı’nın özüne eklenen ayrı unsurlar değildir. ↩
- Da’at Tevunot, 46, 58; Dereh HaŞem, I.2.2: Yaratılmışlardaki iyilik, kötülük, eksiklik, yetkinlik ve yönetim biçimleri ilahi iradeye bağlıdır. ↩
- Da’at Tevunot, 46: Tanrı’nın eylemlerinin yaratılmışlara ulaşan sonuçları bilinir. Tanrı’nın nasıl eylemde bulunduğu ise insanın eylemleriyle aynı sayılmaz. ↩
- Dereh Mitsvoteha, “Mitsvat Haamanat Elokut”, 5. Atsmut, Tanrı’nın kendi gerçekliğidir. Ratson, yani irade, hem belirli biçimlerde açığa çıkışıyla hem de bu biçimlerin üzerindeki düzeyiyle ele alınır. Sefirot, Tanrı’nın yaratılmışlarla ilişkisinin belirli biçimleridir. Keter, yani taç, bu düzeylerden biridir. Keter’in dış boyutuyla anlatılan irade, belirli bir biçimde açığa çıkar. Daha yüce düzeydeki basit irade ise parçalardan oluşan bir yapı olarak açıklanmaz. Tanrı’nın birliğiyle birlikte ele alınır. Yaratılış, iradeyle belirlenen bir düzendir. Or–Kli, yani ışık–kap ayrımı, kaynak bir kalırken farklı sonuçların nasıl ortaya çıktığını açıklar. ↩
- Rambam, More Nevuhim, I.51–54, merhamet ve cömertlik gibi nitelikleri Tanrı’nın eylemleri üzerinden açıklar. Ramhal, Dereh HaŞem, I.1.5 ve I.2.1’de Tanrı’nın kendi iyiliğini ve yetkinliğini açıkça dile getirir. İki düşünür, Tanrı’nın özü hakkında olumlu nitelikler kullanmayı farklı biçimlerde ele alır. Her ikisi de özün ayrı parçalardan oluşmasını reddeder. ↩
- Dereh HaŞem, I.4.4–5, I.4.7: Mitsvaların, yani emirlerin ayrıntıları insanın yapısına, gelişmesine ve Tanrı’ya bağlanma amacına bağlıdır. İtaat, hem belirli emri yerine getirmeyi hem de insanın bu yolla yetkinleşmesini içerir. Yetkinleşmek, eksikliklerini gidererek gelişmektir. ↩
- Saadya Gaon, HaEmunot veHaDeot, III.1–2: Hayatın korunması, adalet ve doğru sözün gerekçeleri yaratılmış hayatın gerçekleriyle ilişkilendirilir. Tanrı’nın iyiliğinin hangi ahlaki içeriği taşıdığı sorusu için: Jeremy Koons, Can God’s Goodness Save the Divine Command Theory from Euthyphro?, European Journal for Philosophy of Religion, 4(1), s. 177–195, DOI. Koons, iyiliği Tanrı’ya ait saymanın, onun ahlaki içeriğini ayrıca açıklama ihtiyacını ortadan kaldırmadığını savunur. ↩
- Dereh HaŞem, I.2.1, yaratılmışların iyiliğini yaratılışın amacı olarak açıklar. HaEmunot veHaDeot, III.1–2, III.8, hikmetin haksızlığı buyurmakla bağdaşmadığını savunur. Tanrı’nın birliği, nasıl bir varlık olduğunu anlatır. Yaratılmışların iyiliğini gözetmesi ise ahlaki bir içerik bildirir. Bu iki iddia arasındaki bağın değişmezliği ayrıca kabul edilir. ↩
- HaEmunot veHaDeot, III.8: Belirli bir oruç günü emrettiğini söyleyen kişinin peygamberlik iddiası doğrulanmalıdır; Tanrı’nın hırsızlığı veya zinayı emrettiği iddiası ise reddedilir. Akılla kavranabilen ahlaki emirlerle belirli içeriği buyrukla oluşan görevler ayrılır. ↩
- Dereh HaŞem, I.1.3, I.2.2: Tanrı’nın varlığı ve kendi yetkinliği kendi gerçekliği bakımından zorunludur. ↩
- Albo, Sefer Haİkkarim, II.3, II.8: İlahi irade, insan iradesi gibi sonradan oluşan bir iç durum değildir. Tanrı’nın farklı eylemleri ve yaratılmışlarla farklı ilişkileri, özünde ayrı parçalar bulunduğu anlamına gelmez. Da’at Tevunot, 36, 46, 58, belirli yönetim yollarını ilahi iradeye bağlar. Özgürce seçim yapan bir varlığın, kendi yapısı değişmeden farklı sonuçları gerçekleştirebilmesi üzerine: Clemente Huneeus, Divine Simplicity and the Theory of Action: Extrinsic Willing and Knowing Against the Modal Collapse Argument, TheoLogica, 9(2), 2025, s. 89–106, özellikle s. 96–99, DOI. Farklı dünyaların mümkün olması, burada Tanrı’nın özgürce seçim yaptığının kabulüne dayanır. Yalnız değişmezliğinden çıkarılmaz. ↩
- Likkutei Sihot, VII, s. 20 vd., kötülüğün reddini özsel seçimle ilişkilendirir. Özsel seçim, dışarıdaki bir nedene bağlı olmayan seçimdir. Bereşit Rabba, 2:5, karanlığı kötülerin, ışığı doğruların davranışlarıyla ilişkilendirir. Anlatıcı, Tanrı’nın hangisini istediğini henüz bilmez. Işığın iyi olduğunu bildiren ayetten, doğruların davranışlarını istediğini öğrenir. Anlatıcının bunu henüz bilmemesiyle, karşıt bir ahlaki ölçütün mümkün olması ayrı sorulardır. ↩
- More Nevuhim, III.15: Gerçek imkansızlık gücün konusu değildir; Tanrı’nın kendisini ortadan kaldırması veya özünü değiştirmesi mümkün işler arasında sayılmaz. ↩
- More Nevuhim, III.15, gerçekten imkansız olanla insanların imkansız saydığı şeyleri ayırır. Da’at Tevunot, 40, insanın bildiği neden-sonuç ve önce-sonra ilişkileriyle açıklayamayacağı bir yaratılış düzenini ele alır. ↩








